Mübarek Ramazan ayımıza yine eriştik. Cenab-ı Allah tüm ibadetlerimizi kabul etsin ve tekrarını yaşamayı nasip etsin.
Ramazan ayında oruç tutmak dibimize göre farz ibadetlerdendir.
Keza, İslâm’ın beş şartından biri olarak kabul edilir. Dayanağı “Cibril Hadisi”dir.
Maturidîlik ise, İslâm’ın Türk yorumunun itikadî bölümünü oluşturur. Karşıtı Eş’arîliktir. Müslüman Türklerin büyük çoğunluğu, itikadî olarak Maturidî, amelde Hanifî mezhebine mensuptur. Az bir kısmı ise Şafî veya Şia inancındadırlar. Alevîlerimiz ise, kökten Maturidî, Hanefî, Yesevî çizgisindedirler.
Bu arada hemen belirtelim ki, “Ben mezhepleri kabul etmiyorum. Peygamber Efendimizin zamanında mezhepler mi vardı?” ifadesinin kabul edilir tarafı yoktur.
Zira, mezhepler, mezhep imamlarının İslâmiyetle ilgili konularda verdiği kararların tümünden ve ardından gelen aynı yolum alimlerinin kararlarından oluşur. Mezhepleri kabul etmeyen kişiler, ancak tüm dini ilimlere haiz ve kendi kararlarını verecek durumda (müçtehid) iseler, haklı olabilirler. Yoksa bir imamın kararlarına uymak durumundadırlar.
Bu yazımızda dinimizin ibadet ve amel konularındaki hükümlerine ve tartışmalı konularına değineceğiz.
Öncelikle farz ve İslâm’ın (5) şartı olarak kabul edilen ibadetlere bakalım.
Rivayet olunur ki, İslâm’ın beş, imanın 6 şartına dayanak olarak kabul edilen kaynak “Cibril Hadisi”dir. Süleyman Ateş Hoca’ya göre bu hadis “ince uyarlanmış”tır. Yani Emevîler zamanında iktidarın isteğine göre değiştirilmiştir. Kader maddesi, “EMEVîLERİN EKLEMESİ”dir.
İslâm’ın beş şartı içerisinde sayılan ibadetlere gelince: Dört tanedir: Namaz, oruç, hac, zekât.
Bu dört şartı yerine getirmek de şarta bağlıdır. Namaz ve oruç için sıhhat, hac ve zekât için zenginlik şartı vardır.
Burada sıkıntı şuradan doğmaktadır. Hasta ve fakir olan bir kişi, sadece “kelime-i şahadet getirmekle” Müslüman olamaz mı?
Bu soru, Maturidî-Eş’arî’nin en önemli farkını ortaya koymaktadır.
Maturidî, ibadeti “Allah ile kul arasında” görür. İbadeti yerine getirmeyenleri dışlamaz; günahkâr kabul eder. Eş’arî ise ibadeti imanın bir parçası olarak görür ve “zorunlu” yorumlar.
Bu bilgilerden sonra gelelim bu ay yaşayacaklarımıza…
Oruç tutanların Allah ibadetlerini kabul etsin. Mazeretsiz terk edenlere de hidayet nasip etsin.
“Melek veya zebani” olmadığımıza göre öbür tarafın hesabını sormak bize düşmez.
Ama…
Oruçlu kişinin karşısına oturup yayılıp bir şeyler yemek- içmek veya sigara ne oluyor, be kardeşim?
Hele ki, gayri müslimler bile İslâmî ibadetlere saygı gösterirken.
Bir köşeye çekilip yapacağını gizlice yapsan ne kaybedersin? Sen, Müslüman’a saygı göstermezsen, nasıl saygı beklersin?
Ya kılık kıyafet?
Ayrı rezalet!
Ramazan günü, plaj kıyafeti ile (üstten çatal, ortadan göbek, alttan kıçı açık) gezmenin ne anlamı var?
Allah’tan korkmuyorsun? Kuldan da mı utanmıyorsun?
Ailen hiç mi terbiye vermedi?
Allah ıslah etsin.
….
Tüm inananların Ramazanlarını kutluyorum.
Konuyu Üstad’ın (A. N. Asya) dizeleri ile bağlayalım.
“Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah’ım!
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;
Ve VATANSIZ bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
MÜSLÜMANSIZ BIRAKMA ALLAH’IM!”
