Vizyon Kuyumcu
Kenan ERZURUMLU
Köşe Yazarı
Kenan ERZURUMLU
 

Akıl Ölçeğinde: Mitoloji, Din, Bilim: III

“Eğer bilim, Budizm’le (inançlarla) çelişen durumları  kanıtlarsa, Budizm (inançlar) buna göre değişmelidir…” Dalai Lama İnsanlık tarihini konu alan araştırmalar, ağırlıklı olarak, antropoloji, paleontoloji (fosil bilimi), arkeoloji ve genetik sahalarından oluşmaktadır. Yardımcı olarak ta 14C ve diğer yaş belirleme yöntemleri kullanılmaktadır. Eski insanlara ait buluntular (fosilleşmiş) genetik olarak insanlara ait oldukları kanıtlanmakta, yaş tespiti yapılmakta[1] ve birbirleri ile genetik ilişkileri araştırılmaktadır. Hemen belirtelim insanlara ait en eski genetik örnekler 400 bin yıllıktır. Yaklaşık üç-dört milyon yıl öncesine dayanan ve iki ayak üzerinde hareket eden insanımsı varlıklarla başlayan gelişim sürecinde, günümüz insanına benzeyen ilk yaratıklar Afrika'da tespit edildi. Homo gautengensis adı verildi. Peşinden Homo habilis oluştu (2.3 milyon yıl önce)  daha sonra Homo erectus (Yaklaşık 1,9 milyon yıl önce), Homo neanderthalensis (Avrupa’da, yaklaşık 200-350 bin yıl önce), Homo floresiensis (Yaklaşık 12-100 bin yıl önce), Homo sapiens (Yaklaşık 300 bin yıl önce), Homo sapiens daltu (Yaklaşık160 bin yıl önce) ve son olarak biz, yani Homo sapiens sapiens'ler oluştu. Günümüz insanı (Homo sapiens) ise 300 bin yıllık geçmişe sahiptir. Bununla beraber Avrupa’da ve batı Asya’da yaşamış olan Homo neanderthalensis'in (Neandertal insanı) aynı dönemde ortaya çıkıp, 40.000 yıl öncesine kadar varlıklarını sürdürdükleri düşünülüyor.  Homo floresiensis’in (Endenozya insanı)  190 bin yıl öncesinden 50 bin yıl öncesine kadar var oldukları; Denisovan insanlarının ise Orta Asya ve güney Sibirya’da 40 bin yıl öncesine kadar yaşadıkları kabul ediliyor. Genetik araştırmalar, bu tespitlerle uyuşan sonuçlar vermiştir. Kısacası, Sapiensler, Neanderthalensisler, Floresiensisler ve Denisova insanları ayni çağlarda yaşamışlardır.   Fas’ta bulunan, Homo Sapiens’e ait 300.000 yıl öncesine tarihlenen çene kemiği Günümüzden yaklaşık 200 ilâ 350 bin yıl önce ortaya çıkan Neanderthal insanları, 28-35 bin yıl önce tükenmiştir. Avrupa’da yapılan kazılarda bulunan daha yakın tarihe ait olan en eski kemiklerin bir kısmı, 43-45 bin yıl öncesine aitti. Farklı antropolojik özellikler gösteren bu kalıntılar “Cro-Magnon” olarak adlandırıldı. Neandertal-Cro-Magnon insanlarının ilişkisi (genetik?) tartışılmaktadır. Cro-Magnon’un Neandertal insanın Ortadoğu’da farklılaşan bir alt ırkı olduğu ihtimalinden söz edilmektedir. Cro-Magnon insanının bugünkü Avrupalılara çok benzediği görülmektedir. Güncel araştırmalara dayanarak, insanlığın, Afrika’da doğduğu ve daha sonra tüm Dünya’ya dağıldığı kabul edilmektedir. Anatomik olarak modern insanlar (Homo Sapiens) yaklaşık 300.000 yıl önce Afrika'da, Homo Neanderthalensis ise aynı dönemde Avrupa ve Batı Asya'da ortaya çıkmıştır. H. sapiens Afrika'dan muhtemelen 130-250.000 yıl öncesine kadar birkaç dalga halinde dağılmıştır.  Güney Dağılımı olarak adlandırılan süreç Avrasya ve Okyanusya'nın kalıcı kolonizasyonuna yol açmıştır. H. sapiens Afrika'da ve Avrasya'da Neandertaleler ve Denisovanlarla karşılaşmış ve melezleşmiştir. Günümüz insanında bulunan % 1-4 Neanderthal ve bölgesel olarak % 4- 6’ya kadar çıkan (Papua Yeni Gine ve Okyanusya’da en yüksektir.) Denisovan genleri bu melezleşmenin delilleridir. İnsanlığın gelişimi ile ilgili olarak yapılan genetik araştırmalar yDNA haplotipler ve mitokondrial DNA üzerinden yürütülmektedir. Araştırmaların temeli gen mutasyonlarının tespiti ve 14C ile tarihleme yapılmasıdır. Örnek olarak Karadeniz bölgesinde Amazonlara ait kalıntılarda tespit edilen mitokondrial DNA’nın Altaylar-Sibirya bölgelerinde yaşayan kız çocuklarında tespit edilmesidir. DNA haplotiplerine gelince: Genetik araştırmalar ilk haplotipin (A) 50-60 bin yıl önce Doğu Afrika’da bulunduğu; tüm insanlığın kaynağının Afrika olduğu iddia edilmiştir. Zaman içerisinde yaşanan göçler yoluyla insanların Orta Doğu ve Kuzey Afrika yoluyla Avrasya’ya-Okyanusya’ya yayıldığı; bu süreçte yDNA mutasyonu ile yeni haplotipler oluştuğu belirlenmiştir. En son belirlenen gen mutasyonlarının 10-12 bin yıllık geçmişe sahip olduğu ortaya konmuştur. R1, 25.000 yıl önce Ötüken’de doğar. R ve ilk mutasyonu olan M.Ö. 23.000’de doğan R1, Malatya’da, Kazakistan’da ve Doğu Türkistan’da kurganlarda bulunmuşlardır. Bunu alt gruplar olan R1a ve R1b’nin doğumları izler. R haplotipinden R1 ve R2 doğmuştur (M.Ö. 24.000-20.000).  R1’in alt grupları olan R1a, R1b M.Ö. 20.000’de oluşur. R1b 6000 yıl önce R1b2b2 kolunu vermiştir. R1 ve R1b, Türk halklarında görülen yDNA haplogruplarından biridir. Ancak “Türk Geni” demek çok zordur. Zira mutasyonun olduğu zamanlarda (M.Ö. 23.000) dünyada sosyal gelişim henüz tamamlanmamış; milliyetler oluşmamıştır. Oluşan yeni mutasyonlar göçler yoluyla tüm Avrasya’ya yayılır. Öyle ki, bazı kişilerce “Türk geni” olarak tanımlanan R1b, Basklılarda % 93, İrlandalılar ve onların ataları olan Keltler’de % 63, İngilizlerde % 45, Almanlar’da % 40’tır. Türkiye’de ise, yDNA R1 (R1a ve R1b) haplogrup toplam oranı yaklaşık % 25-30 civarındadır.[2] Bu bilgilerden sonra, TÜRK MİLLİYETİ’NİN gelişiminde genetik faktörlerin yerini reddetmek mümkün müdür? Derseniz: Milleti doğrudan genetiğe bağlamak bilimsel gerçeklere aykırıdır. SOYCULUK anlayışına gelince… Devam edeceğiz…     [1] Yaygın bilinenin aksine 14C testi 50.000 yılı aşan zaman dilimleri için yetersiz kalmaktadır. Konu ile ilgili geniş bilgi ilerleyen bölümlerde verilecektir. [2] Yard. Doç. Dr. Osman Çataloluk, a.g.e. 368.
Ekleme Tarihi: 12 Mart 2026 -Perşembe
Kenan ERZURUMLU

Akıl Ölçeğinde: Mitoloji, Din, Bilim: III

“Eğer bilim, Budizm’le (inançlarla) çelişen durumları  kanıtlarsa, Budizm (inançlar) buna göre değişmelidir…” Dalai Lama

İnsanlık tarihini konu alan araştırmalar, ağırlıklı olarak, antropoloji, paleontoloji (fosil bilimi), arkeoloji ve genetik sahalarından oluşmaktadır. Yardımcı olarak ta 14C ve diğer yaş belirleme yöntemleri kullanılmaktadır.

Eski insanlara ait buluntular (fosilleşmiş) genetik olarak insanlara ait oldukları kanıtlanmakta, yaş tespiti yapılmakta[1] ve birbirleri ile genetik ilişkileri araştırılmaktadır. Hemen belirtelim insanlara ait en eski genetik örnekler 400 bin yıllıktır.

Yaklaşık üç-dört milyon yıl öncesine dayanan ve iki ayak üzerinde hareket eden insanımsı varlıklarla başlayan gelişim sürecinde, günümüz insanına benzeyen ilk yaratıklar Afrika'da tespit edildi. Homo gautengensis adı verildi. Peşinden Homo habilis oluştu (2.3 milyon yıl önce)  daha sonra Homo erectus (Yaklaşık 1,9 milyon yıl önce), Homo neanderthalensis (Avrupa’da, yaklaşık 200-350 bin yıl önce), Homo floresiensis (Yaklaşık 12-100 bin yıl önce), Homo sapiens (Yaklaşık 300 bin yıl önce), Homo sapiens daltu (Yaklaşık160 bin yıl önce) ve son olarak biz, yani Homo sapiens sapiens'ler oluştu.

Günümüz insanı (Homo sapiens) ise 300 bin yıllık geçmişe sahiptir. Bununla beraber Avrupa’da ve batı Asya’da yaşamış olan Homo neanderthalensis'in (Neandertal insanı) aynı dönemde ortaya çıkıp, 40.000 yıl öncesine kadar varlıklarını sürdürdükleri düşünülüyor.  Homo floresiensis’in (Endenozya insanı)  190 bin yıl öncesinden 50 bin yıl öncesine kadar var oldukları; Denisovan insanlarının ise Orta Asya ve güney Sibirya’da 40 bin yıl öncesine kadar yaşadıkları kabul ediliyor.

Genetik araştırmalar, bu tespitlerle uyuşan sonuçlar vermiştir.

Kısacası, Sapiensler, Neanderthalensisler, Floresiensisler ve Denisova insanları ayni çağlarda yaşamışlardır.

 

Fas’ta bulunan, Homo Sapiens’e ait 300.000 yıl öncesine tarihlenen çene kemiği

Günümüzden yaklaşık 200 ilâ 350 bin yıl önce ortaya çıkan Neanderthal insanları, 28-35 bin yıl önce tükenmiştir.

Avrupa’da yapılan kazılarda bulunan daha yakın tarihe ait olan en eski kemiklerin bir kısmı, 43-45 bin yıl öncesine aitti. Farklı antropolojik özellikler gösteren bu kalıntılar “Cro-Magnon” olarak adlandırıldı. Neandertal-Cro-Magnon insanlarının ilişkisi (genetik?) tartışılmaktadır. Cro-Magnon’un Neandertal insanın Ortadoğu’da farklılaşan bir alt ırkı olduğu ihtimalinden söz edilmektedir. Cro-Magnon insanının bugünkü Avrupalılara çok benzediği görülmektedir.

Güncel araştırmalara dayanarak, insanlığın, Afrika’da doğduğu ve daha sonra tüm Dünya’ya dağıldığı kabul edilmektedir.

Anatomik olarak modern insanlar (Homo Sapiens) yaklaşık 300.000 yıl önce Afrika'da, Homo Neanderthalensis ise aynı dönemde Avrupa ve Batı Asya'da ortaya çıkmıştır. H. sapiens Afrika'dan muhtemelen 130-250.000 yıl öncesine kadar birkaç dalga halinde dağılmıştır.  Güney Dağılımı olarak adlandırılan süreç Avrasya ve Okyanusya'nın kalıcı kolonizasyonuna yol açmıştır. H. sapiens Afrika'da ve Avrasya'da Neandertaleler ve Denisovanlarla karşılaşmış ve melezleşmiştir. Günümüz insanında bulunan % 1-4 Neanderthal ve bölgesel olarak % 4- 6’ya kadar çıkan (Papua Yeni Gine ve Okyanusya’da en yüksektir.) Denisovan genleri bu melezleşmenin delilleridir.

İnsanlığın gelişimi ile ilgili olarak yapılan genetik araştırmalar yDNA haplotipler ve mitokondrial DNA üzerinden yürütülmektedir. Araştırmaların temeli gen mutasyonlarının tespiti ve 14C ile tarihleme yapılmasıdır. Örnek olarak Karadeniz bölgesinde Amazonlara ait kalıntılarda tespit edilen mitokondrial DNA’nın Altaylar-Sibirya bölgelerinde yaşayan kız çocuklarında tespit edilmesidir.

DNA haplotiplerine gelince: Genetik araştırmalar ilk haplotipin (A) 50-60 bin yıl önce Doğu Afrika’da bulunduğu; tüm insanlığın kaynağının Afrika olduğu iddia edilmiştir.

Zaman içerisinde yaşanan göçler yoluyla insanların Orta Doğu ve Kuzey Afrika yoluyla Avrasya’ya-Okyanusya’ya yayıldığı; bu süreçte yDNA mutasyonu ile yeni haplotipler oluştuğu belirlenmiştir. En son belirlenen gen mutasyonlarının 10-12 bin yıllık geçmişe sahip olduğu ortaya konmuştur.

R1, 25.000 yıl önce Ötüken’de doğar. R ve ilk mutasyonu olan M.Ö. 23.000’de doğan R1, Malatya’da, Kazakistan’da ve Doğu Türkistan’da kurganlarda bulunmuşlardır. Bunu alt gruplar olan R1a ve R1b’nin doğumları izler.

R haplotipinden R1 ve R2 doğmuştur (M.Ö. 24.000-20.000).  R1’in alt grupları olan R1a, R1b M.Ö. 20.000’de oluşur. R1b 6000 yıl önce R1b2b2 kolunu vermiştir.

R1 ve R1b, Türk halklarında görülen yDNA haplogruplarından biridir. Ancak “Türk Geni” demek çok zordur. Zira mutasyonun olduğu zamanlarda (M.Ö. 23.000) dünyada sosyal gelişim henüz tamamlanmamış; milliyetler oluşmamıştır.

Oluşan yeni mutasyonlar göçler yoluyla tüm Avrasya’ya yayılır. Öyle ki, bazı kişilerce “Türk geni” olarak tanımlanan R1b, Basklılarda % 93, İrlandalılar ve onların ataları olan Keltler’de % 63, İngilizlerde % 45, Almanlar’da % 40’tır. Türkiye’de ise, yDNA R1 (R1a ve R1b) haplogrup toplam oranı yaklaşık % 25-30 civarındadır.[2]

Bu bilgilerden sonra, TÜRK MİLLİYETİ’NİN gelişiminde genetik faktörlerin yerini reddetmek mümkün müdür? Derseniz:

Milleti doğrudan genetiğe bağlamak bilimsel gerçeklere aykırıdır.

SOYCULUK anlayışına gelince…

Devam edeceğiz…

 

 

[1] Yaygın bilinenin aksine 14C testi 50.000 yılı aşan zaman dilimleri için yetersiz kalmaktadır. Konu ile ilgili geniş bilgi ilerleyen bölümlerde verilecektir.

[2] Yard. Doç. Dr. Osman Çataloluk, a.g.e. 368.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.