Abdurrahim Karakoç’un meşhur şiiridir.
“Ne payem oldu, ne sayem[1]
En doğruya varmak gayem
Düşüncemdir tek sermayem
Alan yoktur, satamadım
Suları ıslatamadım.”
Düzeltelim dedikçe çarpılan bir Türkiye’ye şahit oluyoruz.
65 yaşını geçen herkesten 2 dönümlük bağını satarken veya tapuda bir işlem yaptırırken “aklı sağlamdır” raporu istiyoruz ama 85 milyonluk Türkiye’yi yönetmeye vekil tayin ettiklerimizin akıl sağlığını kontrol etmeyi düşünemiyoruz.
Dahası, vekil tayin ettiklerimizi- lider kabul ettiklerimizi PUTLAŞTIRIYORUZ.
Sebep: şark tipi biatçı mantıktır.
Bir diğer deyişle “skolastik düşünce!”
Gerçeği-doğruyu aramak zorumuza gidiyor. Birilerinin de işine geliyor.
“Siz düşünmeyin. Eleştirmeyin. Araştırmayın. Biz size gerekeni söyleriz.”
“Sizin bilmediğiniz çok şey var!”
“Siz bize inanın yeter!”
Halkımızın çoğunluğu için “gerçek veya doğru”, inandıkları kişilerin söyledikleridir.
Halbuki, pozitif mantık ve ilerlemenin gereği, hiçbir doğmayı doğrudan kabul etmeyip sorgulamayı gerektirir.
Şark tipi anlayış, kendisine sunulanları, liderlerinin veya mensup olduğu dünya görüşlerinin kendisine vermiş olduğu doğmatik yargılar içerisinde kabul veya reddeder.
Bilimsel mantık ise hiçbir doğmayı kabul etmediği gibi, “Niçin? Nasıl? Sorularına, “İleri sürdüğün fikrin dayanağı-gerekçesi nedir?”i ekler.
Bu, -maalesef- Türkiye’nin gerçeğidir.
Türk milletinin en aydın kesimi olan ülkücüler de (ülkücülükten geçinenleri kastetmiyorum) bundan farklı değildir.
“Tabuları tartışamayan” ülkücüler ile “lidere sadakat namusumuzdur” diyenler arasında fazlaca mantık farkı bulunmamaktadır.
80’ine gelmiş siyasi kişiliklerin psikiatrik değerlendirmelerini yapamayan kişilerin, Türkiye’nin geleceği hakkında konuşmaları abesle iştigaldir.
Her bir dönüşleri psikiatrik araz olan kişilerin putlaştırılması toplumsal gelişmenin önündeki engellerin en büyüklerindendir.
Bürokratik ve siyasi çarkın içinde yer alan kişilerin akıl sağlığı yerinde, dürüst ve vatan-milletseverlerden seçilmesi zorunluluktur.
Başkalarından destek alarak bulundukları yerlerde, destek aldıklarının adamı olmaya mahkumdurlar.
O zaman da ne Vatanseverlik kalır; ne Milliyetçilik ve hatta ne de Ülkücülük…
Türkçüler ise…
Ne gönüllerini, ne ideallerini ne aşklarını hiç kimseye sorgulatmaz; kimseye mecbur hissetmezler.
Kısacası: Türkçüler her şeyi sorgular; hiç kimsenin peşinde sorgusuz sualsiz koşmazlar.
Kamu oyunun bilgisine sunarız.
[1] Saye: Koruma-koruyucu, yardım-yardım eden, gölge anlamlarına gelir; Öztürkçe’dir.
