Doğa, her canlıya hayatta kalabilmesi için özel bir "hayatta kalma kiti" sunar.
Ekolojik sistemde her tür, sahip olduğu biyolojik yeteneklerle varlığını sürdürür. Örneğin; bir av ile avcı arasındaki kovalamacada hız, her iki taraf için de en değerli sermayedir. Biri yaşamak için kaçmak, diğeri ise doymak için yakalamak zorundadır. Ancak doğanın tek stratejisi sürat değildir; bir kaplumbağanın sert kabuğu, bir kuşun kanatları veya bir bukalemunun görünmezlik yeteneği, yaşamın ne kadar çeşitli yollarla korunduğunu gösterir. Canlılar, kendilerine bahşedilen bu fiziksel sınırları sonuna kadar kullanarak hayatta kalma mücadelesi verirler.
İnsan ise bu büyük biyolojik yarışa pençeleriyle ya da hızıyla değil, aklıyla dahil olmuştur. İnsanlık, fiziksel eksikliklerini düşünme ve problem çözme yeteneğiyle kapatmış, doğaya hükmetmeye başlamıştır. Zekasını bir kaldıraç gibi kullanarak bilim ve teknolojiyi inşa etmiş, evrenin işleyişini anlamak için matematik, fizik ve kimya gibi disiplinler geliştirmiştir. Bu bilimlerin en büyük gücü, kesin ve değişmez olmalarıdır. Bir matematiksel işlem dünyanın her yerinde aynı sonucu verir; bu rasyonel zemin, insanlığın ortak bilgi hazinesini oluşturur.
Ama sosyal alanlarda belirsiz ve tutarsız davranışla ise bu durum çok farklı olmaktadır. Bilimdeki netlik, insan ilişkileri söz konusu olduğunda yerini belirsizliğe bırakıyor. İnsan ruhu, bir laboratuvar tüpüne sığmayacak kadar değişkendir. Pozitif bilimlerdeki "her koşulda geçerli formüller" sosyal hayatta her zaman çalışmıyor. Örneğin; birine yapılan bir iyilik birinde minnet uyandırırken, bir başkasında rahatsızlık yaratabiliyor. Çok nazik bildiğimiz birinin stresli bir trafik anında bambaşka birine dönüşmesi, insan davranışlarının anlık ve çevresel faktörlere ne kadar bağlı olduğunu kanıtlıyor.
Bu değişkenlik, özellikle ikili ilişkilerde ve evliliklerde kendini daha net gösteriyor. Zamanla söylenen "Sen eskiden böyle değildin" sitemi, aslında bir ilginin ve özenin azaldığının kanıtıdır. İlişkinin başındaki kaybetme korkusu, tarafları daha dikkatli ve nazik olmaya iterken; zamanla gelen "nasıl olsa benim" güveni, yerini ihmalkarlığa bırakabiliyor. Oysa sevginin ve değerin kıymeti genellikle kaybedildiğinde anlaşılır. Diğer canlılardaki can korkusu veya kaybedince canından olma korkusu, avcının avı yakalayamamasında aç kalıp ölme korkusu canlıların mücadele gücünü artırıyor.
Hayat, inişleri ve çıkışları olan uzun bir yolculuktur. Sadece rahatlık ve konfor arayanlar, zorluklarla baş etme kaslarını geliştiremezler. Unutulmamalıdır ki; en güzel manzaralar, en zorlu tırmanışların sonunda karşımıza çıkar. Sosyal yaşamda da tıpkı müspet bilimler gibi başarının değişmez bir formülü vardır: Azim ve kararlılık. Eğer bize sunulan bu eşsiz akıl yeteneğini yapıcı bir şekilde kullanmayı seçersek, hem kendi hayatımızı hem de dünyayı çok daha yaşanılır bir yer haline getirebiliriz. Tırmanış ne kadar zor olursa olsun, ulaşılan sonuç buna değecektir.
Başarıya ulaşmak için kendinizi fiziksel olarak yıpratmanıza veya imkansızın peşinden koşmanıza gerek yok. Yaradan’ın bize sunduğu en büyük hazine olan aklı ve mantığı devreye sokmak, bizi her türlü hedefe ulaştırmaya yetecektir.
