Vizyon Kuyumcu
Hakan DİNÇAY
Köşe Yazarı
Hakan DİNÇAY
 

Alkışları Bırak Kendi Özüne Sarıl

"Ya birileri fark eder de el aleme rezil olursam!",   korkusuyla içimizi kemiriyoruz! Oysa dış dünyanın hiçbir zaman tam anlamıyla memnun edilemeyen o acımasız bakışlarını tatmin etmeye çalışırken, en büyük ihaneti kendi özümüze yapıyoruz. Artık başkalarının sahnelerinde, onların yazdığı senaryolara göre yaşamayı bir kenara bırakıp, tüm cesaretinizle kendi hayatınızın başrolünü üstlenme vakti geldi! Zincirleri kırın, o başkalarının ne düşündüğü takıntısını söküp atın ve sadece ama sadece kendiniz için yaşamanın o tarifsiz, muhteşem özgürlüğünü kucaklayın! Bu cümleler size tanıdık gelmiyor mu? Yoksa sizde mi bu cümleleri kuranlardan mısınız? Başkalarının size karşı tutumu, “el ne der” gibi sözler.  Unutmayın ki bir başkasının takdirini aldığınızda sizin hissettiğiniz mutluluk sabun köpüğü gibidir. Başkalarının sizi mutlu etmesi sonucu kısa süreli bir mutluluk yaşarsınız sonra aynı kişi olursunuz. Başkası için yaşadığınızdan dolayı evinizde mutsuz bile olabilirsiniz. Bu düşünceler size de çok tanıdık geliyor, değil mi? Yoksa siz de hayatını "El alem ne der?", "Şöyle yapmazsam beni eleştirirler!" diyerek başkalarının senaryosuna göre yaşayanlardan mısınız? Aslında bu döngüyü kırmak tamamen sizin elinizde! Şunu asla unutmayın; sırf başkalarından onay ve takdir gördüğünüz için hissettiğiniz o coşku, rüzgârda süzülen renkli bir sabun köpüğü kadar geçicidir! Başkalarının alkışlarıyla gelen bu sevinç sadece bir an parlar ve hızla söner; sonrasında yine o eski, tatminsiz halinize geri dönersiniz. Sırf etrafınızdakileri memnun etmek uğruna, kendi iç dünyanızda ve en huzurlu olmanız gereken kendi yuvanızda derin bir mutsuzluğa mahkûm olabilirsiniz. Artık başkaları için yaşamayı bir kenara bırakıp, kendi kurallarınızla gerçek ve kalıcı mutluluğa ulaşabilirsiniz. Bir arkadaşım vardı. Sevgililer gününde sosyal medyayı açmadığını söyledi. “Neden açmıyorsun” dedim. Bana verdiği cevap şuydu. “Eğer sosyal medyayı açarsam benim evde olduğum belli olur. Evde olduğum belli olunca da sevgilimin olmadığı dışarıda sevgilimle yemeğe çıkmadığım anlaşılır. “ diye tuhaf bir açıklamada bulundu. Şimdi bu başkası için yaşamak değil mi? Bütün odağınız dışarıdaki kişiler olmamalı. Hayatı başkasının gözünden ayarlamak kendi hayatınızın direksiyonunu başkasına devretmek gibi bir şey. Size ait olan özünüzü, sizin biricik isteklerinizi acımasızca ikinci plana atıp, sırf başkaları için yaşayan, onların onayına muhtaç birisine dönersiniz. Bunun en güzel örnekleri sosyal medyadaki beğeniler “like” lar veya olumlu emorjinler değil mi?  Kendi özümüzü, kendi biricik isteklerimizi acımasızca ikinci plana atıp, sırf başkaları için yaşayan, onların onayına muhtaç birisine dönüşmüyor muyuz? Oysa gerçek güç, dış dünyanın alkışlarından değil kendi içsel tatmininizin o sarsılmaz derinliğindedir. Şöyle bir hayal edin; siz bir dağcısınız, heybetli, zorlu ve karlı bir dağa tırmanışa geçtiniz. Eğer bu tırmanış sizin için sadece zirveye ulaşıp başkalarının takdirini toplamak içinse size söylenen ifadeler “Helal Olsun.”, “Bravo Sana.”, “Sen Büyüksün.” vb. sözlerini duymak (dışsal olay) için dağa tırmanıyorsun.  O zaman bu işi kendin için değil başkası için yapmışsın demektir. Yazık değil mi kendine, başkalarının takdirini aldın bravo sana ama sen kendi takdirini başkalarına bağımlı olmadan alman gerekmez miydi? Bu olaya birde şu açıdan bakmanı istiyorum. Asıl amacın dağa tırmanırken o dik yamaçlarda “Kendi sınırlarını aşan, zorluklar karşısında pes etmeyen iradeli biri olmak” bu (içsel tatmindir.) O zaman işler tamamen değişir. Dağa tırmanırken karşılaştığınız dondurucu rüzgârlar, ayağınızın altında kayan kayalar ve yorulan kaslarınız size birer eziyet değil, ruhunuzu büyüten, sizi güçlendiren, karakteriniz çelikleştiren muhteşem bir gelişim fırsatı sunar. El ne der, başkaları ne der laflarını aklınızda tutup sadece sonuca, sadece o zirveye saplanmak yerine, attığınız her adımda, aştığınız her engele ve o muazzam tırmanış sürecinin kendisine âşık olduğunuzda işte o zaman hayat boyu sürecek, sürdürülebilir ve sarsılmaz bir zaferin ta kendisi olursunuz. Unutmayın kendi hayat geminizin tek kaptanı sizsiniz! Başkalarının kopardığı fırtınaların sizin yelkenlinizi sağa sola savurmasına, rotanızı belirlemesine asla izin vermeyin! Sizi ileriye taşıyacak olan asıl güç, kendi içinizdeki o muhteşem fırtına olmalıdır! Eğer rüzgârınızı başkalarının fırtınasından alırsanız, yelkenliniz eninde sonunda o kişilerin seçtiği, size ait olmayan yabancı limanlara demir atacaktır. Başkalarının hedeflerine sürüklenmek yerine, içinizdeki o eşsiz coşkuyu serbest bırakın, dümeni sıkıca kavrayın ve sadece kendi hayallerinizin limanına doğru cesaretle yelken açın! Siz ele bakmayın, başkası size baksın.    
Ekleme Tarihi: 22 Mayıs 2026 -Cuma
Hakan DİNÇAY

Alkışları Bırak Kendi Özüne Sarıl

"Ya birileri fark eder de el aleme rezil olursam!",   korkusuyla içimizi kemiriyoruz! Oysa dış dünyanın hiçbir zaman tam anlamıyla memnun edilemeyen o acımasız bakışlarını tatmin etmeye çalışırken, en büyük ihaneti kendi özümüze yapıyoruz. Artık başkalarının sahnelerinde, onların yazdığı senaryolara göre yaşamayı bir kenara bırakıp, tüm cesaretinizle kendi hayatınızın başrolünü üstlenme vakti geldi! Zincirleri kırın, o başkalarının ne düşündüğü takıntısını söküp atın ve sadece ama sadece kendiniz için yaşamanın o tarifsiz, muhteşem özgürlüğünü kucaklayın!

Bu cümleler size tanıdık gelmiyor mu? Yoksa sizde mi bu cümleleri kuranlardan mısınız? Başkalarının size karşı tutumu, “el ne der” gibi sözler.  Unutmayın ki bir başkasının takdirini aldığınızda sizin hissettiğiniz mutluluk sabun köpüğü gibidir. Başkalarının sizi mutlu etmesi sonucu kısa süreli bir mutluluk yaşarsınız sonra aynı kişi olursunuz. Başkası için yaşadığınızdan dolayı evinizde mutsuz bile olabilirsiniz.

Bu düşünceler size de çok tanıdık geliyor, değil mi? Yoksa siz de hayatını "El alem ne der?", "Şöyle yapmazsam beni eleştirirler!" diyerek başkalarının senaryosuna göre yaşayanlardan mısınız?

Aslında bu döngüyü kırmak tamamen sizin elinizde! Şunu asla unutmayın; sırf başkalarından onay ve takdir gördüğünüz için hissettiğiniz o coşku, rüzgârda süzülen renkli bir sabun köpüğü kadar geçicidir! Başkalarının alkışlarıyla gelen bu sevinç sadece bir an parlar ve hızla söner; sonrasında yine o eski, tatminsiz halinize geri dönersiniz. Sırf etrafınızdakileri memnun etmek uğruna, kendi iç dünyanızda ve en huzurlu olmanız gereken kendi yuvanızda derin bir mutsuzluğa mahkûm olabilirsiniz.

Artık başkaları için yaşamayı bir kenara bırakıp, kendi kurallarınızla gerçek ve kalıcı mutluluğa ulaşabilirsiniz.

Bir arkadaşım vardı. Sevgililer gününde sosyal medyayı açmadığını söyledi. “Neden açmıyorsun” dedim. Bana verdiği cevap şuydu. “Eğer sosyal medyayı açarsam benim evde olduğum belli olur. Evde olduğum belli olunca da sevgilimin olmadığı dışarıda sevgilimle yemeğe çıkmadığım anlaşılır. “ diye tuhaf bir açıklamada bulundu. Şimdi bu başkası için yaşamak değil mi?

Bütün odağınız dışarıdaki kişiler olmamalı. Hayatı başkasının gözünden ayarlamak kendi hayatınızın direksiyonunu başkasına devretmek gibi bir şey.

Size ait olan özünüzü, sizin biricik isteklerinizi acımasızca ikinci plana atıp, sırf başkaları için yaşayan, onların onayına muhtaç birisine dönersiniz. Bunun en güzel örnekleri sosyal medyadaki beğeniler “like” lar veya olumlu emorjinler değil mi? 

Kendi özümüzü, kendi biricik isteklerimizi acımasızca ikinci plana atıp, sırf başkaları için yaşayan, onların onayına muhtaç birisine dönüşmüyor muyuz? Oysa gerçek güç, dış dünyanın alkışlarından değil kendi içsel tatmininizin o sarsılmaz derinliğindedir.

Şöyle bir hayal edin; siz bir dağcısınız, heybetli, zorlu ve karlı bir dağa tırmanışa geçtiniz. Eğer bu tırmanış sizin için sadece zirveye ulaşıp başkalarının takdirini toplamak içinse size söylenen ifadeler “Helal Olsun.”, “Bravo Sana.”, “Sen Büyüksün.” vb. sözlerini duymak (dışsal olay) için dağa tırmanıyorsun.  O zaman bu işi kendin için değil başkası için yapmışsın demektir. Yazık değil mi kendine, başkalarının takdirini aldın bravo sana ama sen kendi takdirini başkalarına bağımlı olmadan alman gerekmez miydi?

Bu olaya birde şu açıdan bakmanı istiyorum. Asıl amacın dağa tırmanırken o dik yamaçlarda “Kendi sınırlarını aşan, zorluklar karşısında pes etmeyen iradeli biri olmak” bu (içsel tatmindir.) O zaman işler tamamen değişir.

Dağa tırmanırken karşılaştığınız dondurucu rüzgârlar, ayağınızın altında kayan kayalar ve yorulan kaslarınız size birer eziyet değil, ruhunuzu büyüten, sizi güçlendiren, karakteriniz çelikleştiren muhteşem bir gelişim fırsatı sunar.

El ne der, başkaları ne der laflarını aklınızda tutup sadece sonuca, sadece o zirveye saplanmak yerine, attığınız her adımda, aştığınız her engele ve o muazzam tırmanış sürecinin kendisine âşık olduğunuzda işte o zaman hayat boyu sürecek, sürdürülebilir ve sarsılmaz bir zaferin ta kendisi olursunuz.

Unutmayın kendi hayat geminizin tek kaptanı sizsiniz! Başkalarının kopardığı fırtınaların sizin yelkenlinizi sağa sola savurmasına, rotanızı belirlemesine asla izin vermeyin! Sizi ileriye taşıyacak olan asıl güç, kendi içinizdeki o muhteşem fırtına olmalıdır!

Eğer rüzgârınızı başkalarının fırtınasından alırsanız, yelkenliniz eninde sonunda o kişilerin seçtiği, size ait olmayan yabancı limanlara demir atacaktır. Başkalarının hedeflerine sürüklenmek yerine, içinizdeki o eşsiz coşkuyu serbest bırakın, dümeni sıkıca kavrayın ve sadece kendi hayallerinizin limanına doğru cesaretle yelken açın!

Siz ele bakmayın, başkası size baksın.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.