Hepimiz çocuklarımızı çok severiz onların üstüne titreriz ama çocuklarımızı çok severken karşılaşacağı zorlukları onların önünden kaldırırız. Düz bir yolda rahatça yürümeleri için elimizden geleni yaparız.
Sevginin bazen bir koruma kalkanından ziyade, sessiz bir prangaya dönüştüğünü fark edemiyoruz. Evlatlarımızın adımları sarsılmasın diye geçtikleri yollardaki her pürüzü ellerimizle kazıyor, onlara dikensiz ama yapay bir dünya inşa ediyoruz.
Oda toplama zahmetinden ayakkabı bağcıklarının karmaşasına kadar hayatın tüm küçük düğümlerini onlar adına biz çözüyoruz. Ancak "ayağına taş değmesin" diye titrerken, aslında onları sadece pürüzsüz yolların yolcusu yapıyoruz. Kendi mücadelelerini ellerinden alarak, fark etmeden onları hayatın gerçek fırtınalarına karşı savunmasız bir sessizliğe mahkûm ediyoruz.
Hayatın çocuklarımıza talep ettiği bedeller, aslında onların kişiliğini inşa eden harçlardır. Çocukkenödenen bedeller birer zorluk olarak nitelendirsek de gerçekte o bedeller çocuklarımızı hayata hazırlayan yegâne unsurlardır.
İnsanın bu dünyadaki serüveni, konforlu bir yürüyüş değil, keskin virajları ve dik yokuşları olan bir tırmanıştır. Gençliğimizde bir masanın başında saatlerce dirsek çürütürken ya da kariyer basamaklarını tırmanmak için uykumuzdan feragat ederken, aslında sadece bir başarı değil, bir irade inşa etmek için çabalarız. Ancak modern dünyanın en büyük yanılgısı, mutluluğu "pürüzsüz bir yol" ile eşdeğer sanmasıdır.
Ebeveynlerin en asil görünen hatası, kendi çektikleri çileleri çocuklarından esirgemektir. "Ben görmedim, o görsün; ben zorluk çektim, o çekmesin" felsefesiyle büyütülen her çocuk, aslında hayata karşı silahsızlandırılır. Çünkü rüzgâr görmemiş bir fidanın, fırtınada ayakta kalma şansı yoktur. Hayatın engellerini bir başkası sizin yerinize kaldırdığında, siz sadece o yolun yolcusu değil, o yolun misafiri olursunuz. Oysa hayat, misafirleri değil, kendi yolunu açanları ödüllendirir.
Pek çoğumuz hayatı dümdüz, çizgileri belirlenmiş bir otoban sanırız. Oysa gerçek hayat, kuralları vahşetin ve çevikliğin belirlediği bir ormandır. Spor salonunda koşmak bir tercihtir; ancak vahşi bir ormanda koşmak bir hayatta kalma zorunluluğudur. Eğer bir otobur isen en hızlı yırtıcıdan daha hızlı koşmak, bir yırtıcı isen en çevik avdan daha hızlı olmak zorundasın. Doğa, zayıf olanın bahaneleriyle ilgilenmez. Okul bir öğrenme yeridir.Ama okul dışında yaşanılan zorluklar çocuklarımızın düşmanı değil, varlığını test eden, onu hayata hazırlayan gizli öğretmendir.
Bu gizli öğretmen sonucunda yaşanılan her hayal kırıklığı ve her duygusal yıkım, aslında "çocuğumuzun metanet kasını" güçlendirmek için tasarlanmış birer ağırlıktır. Bir mermer parçasının heykele dönüşmesi için darbe alması şarttır. O darbeler çocuklarımızın canını yakabilir sonrasında sıradanlıktan kurtarıp bir şahesere dönüştürür.
Şu soruyu kendimize sormak zorundasınız:
Çocuklarımız, en ufak bir rüzgârda sönen cılız bir mum alevi mi olsun, yoksakuvvetli rüzgarlara rağmen daha çok harlanan alevlerimi dönüşsün ?
Zorluk, zayıf zihinleri söndürür; güçlü iradeleri ise parlatır. Bugün, "Çocuklarımızın önündeki küçük engeller ile baş etmesini sağlamazsak yarın bizler onların yanlarında olmadığımızda daha büyük engellerin altında ezilirler.” "Çocuklarımızın önündeki zorluklar onları yeni güce hazırlıyor?" deme günüdür. Engelsiz hayat çocuklarımızı geleceğe hazırlamaz; Zorluklar çocuklarımızın kişiliğini olumlu bir şekilde dönüştürür.
Birçok başarılı insanların çocukluklarına bakın hepsi mücadele vermiştir. Büyük başarıların ardında, çocukluğunun sessiz koridorlarında verilmiş gizli savaşlar yatar. Seçim sizin: Tarihe yön verenlerin ortak sırrı, konforlu bir geçmişe sahip olmamalarıdır. Ebeveyn olarak tercihiniz, onların hikâyesinin rengini belirleyecek: Onları her esintide sönmeye mahkûm bir mum alevi gibi mi koruyacaksınız, yoksa engellerle yüzleşmelerine müsaade ederek kendi hayatlarının efendisi olmalarına zemin mi hazırlayacaksınız?"
23 Nisan Çocuk Bayramınız Kutlu Olsun.
