Oyun, ızgara şeklindeki bir alanda, rastgele yerleştirilmiş gizli mayınların bulunması esasına dayanıyordu. Oyuncunun amacı, komşu karelerdeki mayın sayılarını belirten ipuçlarını mantıksal olarak değerlendirip, hiçbir patlamaya neden olmadan tahtayı temizlemekti. Bir mayına tıklanması durumunda oyun kaybedilirdi. Zorluk seviyesi ise haritadaki mayın sayısıyla doğru orantılıydı; mayın yoğunluğu arttıkça, oyunu hatasız tamamlamak ciddi bir stratejik derinlik gerektirirdi.
İnsan iletişimi, hamlelerin geri alınamadığı devasa bir satranç tahtasını andırır. Ağızdan dökülen her cümle, kâğıda dökülen her satır, bu tahtada bir kareyi işgal eder ve ok yaydan çıkmıştır artık. Ancak yalan söylemek, bu stratejik oyuna tehlikeli bir tuzak kurmak gibidir; kişi, kendi sözcüklerinin altına adeta bir mayın döşer. O andan itibaren, yalancının zihni sürekli teyakkuzda olmak zorundadır. Çünkü döşediği o mayın, kaçınması gereken yasaklı bir bölgeye dönüşür.
Bir anlık dalgınlıkla, daha önce kurgulanan yalanla çelişen bir ifade kullanıldığında ise o kaçınılmaz infilak gerçekleşir. Bu patlama sadece oyunu bitirmekle kalmaz; kişinin itibarını ve çevresinin güvenini de yerle bir eder. Duman dağıldığında geriye kalan tek gerçek, güvenilmezlik damgasıdır. Artık o kişinin sözü hükmünü yitirmiş, iş birliği kapıları ise yüzüne kapanmıştır.
Eğer doğruyu söylersen konuştuğun sürece hiçbir zaman mayına basmazsın.
Dürüstlük, insanın ruhuna giydirdiği en güvenli zırhtır; doğruyu söyleyenin adımları korkusuzdur. Ancak yalan, kişinin kendi karakterini tekinsiz bir mayın tarlasında yürütmesi gibidir. Kişilik, sahibini bir gölge gibi takip eder ve söylenen her yalan, bu gölgenin yoluna bırakılmış gizli bir tehlikedir. İnsan, belki bir veya iki yalanın yerini aklında tutabilir; fakat yalanlar çoğaldıkça hafıza bu yükü taşıyamaz hale gelir. Zihin, kendi kurduğu bu karmaşık labirentte kaybolur. Sonuç kaçınılmazdır: Kişi, başkaları için hazırladığını sandığı tuzağa kendi düşer ve o meşum mayına basar. Peki, o patlamadan geriye ne kalır?
Şunu asla unutmayınız:
Kişi parasını kaybedebilir, çalışır yine kazanır, kaybettiğini yerine koyabilir.
Kişi sağlığını kaybedebilir, bu durumda hayatından önemli bir parça eksilmiştir.
Ancak kişi güvenini kaybettiğinde, o insanın artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış, varlığı iflas etmiştir.
Zihninizi devasa bir satranç tahtası olarak düşünün. Dilinizden dökülen her yalan, kendi strateji sahanıza ellerinizle yerleştirdiğiniz bir mayındır. Ne kadar çok yalan söylerseniz, zihninizdeki o güvenli kareler o kadar azalır ve sonunda adım atacak tek bir yeriniz bile kalmaz.
Yalan, hakikati geçici bir süre gizlese de gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kaçınılmaz bir tabiatı vardır. Hakikate kapılarını kapatan kişi, aslında kendi çöküşünün mimarıdır. İnsanın şahsiyeti, yaşamı boyunca yanından ayrılmayan bir gölge gibidir. Söylenen her yalan, bu gölgenin üzerine bırakılmış serseri bir mayındır. Sayı azken tehlike kontrol edilebilir görünse de, yalanlar arttıkça zihin bu tuzakların yerini hatırlayamaz hale gelir. Tıpkı kazdığı kuyuya düşen biri gibi, yalancı da er ya da geç, kendi döşediği o mayına basmaya mahkûmdur.
