Vizyon Kuyumcu
Hakan DİNÇAY
Köşe Yazarı
Hakan DİNÇAY
 

Gemilerinizi Yakın

Yıl 711. İber Yarımadası’nın serin kıyılarında göğe yükselen devasa alevleri, tahtaların çatırdama sesini ve denizin üzerine çöken o kesif duman kokusunu zihninizde canlandırın. Tarık Bin Ziyad’ın emriyle cayır cayır yanan sadece ahşap gemiler değildi; o alevlerin içinde on bin kişilik bir ordunun geri dönme ihtimali, konfor alanı ve korkuları kül oluyordu. Karşılarında ufku kaplayan, donanımlı ve devasa bir düşman ordusu; arkalarında ise derin, soğuk, geçit vermez bir deniz vardı. Askerlerin gözlerindeki o şaşkınlık, alevlerin kızıllığına karışırken Tarık Bin Ziyad tarihin akışını değiştirecek o gerçeği haykırdı: "Arkanızda deniz, önünüzde düşman var. Kaçacak hiçbir yeriniz yok!" Geri dönüş halatları kesilmişti. Zihinlerdeki tüm kaçış kapıları mühürlendiğinde, insan ruhunun o derinlerde uyuyan muazzam gücü uyanır. O gün o kıyıda sadece bir savaş kazanılmadı; sekiz asır sürecek muazzam bir medeniyetin, Endülüs'ün ilk tohumları umutsuzluğun değil, mutlak kararlılığın külleri içinden yeşerdi. Şimdi o alevlerin sıcaklığını kendi içinizde hissedin. Hayatın zorlu kıyılarına her adım attığınızda, dönüp arkanıza baktığınızda o puslu limanda sizi bekleyen sessiz gemileri görüyor musunuz? Hepimiz kalbimizin derinliklerinde gizli filolar saklarız.  Yelkenlerinde "Param yetmez", "Zamanım yok", "Kimse bana destek olmuyor", "Şartlar henüz hazır değil", "Bugün çok yorgunum" yazan, bizi güvende tuttuğuna inandığımız o devasa gemiler... Bizi fırtınadan kurtaracağını sandığımız bu sinsi filonun, aslında bizi en sığ sularda bile boğmak için orada beklediğini ne yazık ki çok geç fark ederiz. Gözünüzde canlandırın: Kurduğunuz o büyük hayal için adım atmanız gereken o sabah, çalan alarmı "Bugün hava çok kapalı, yarın başlarım" diyerek kapattığınızda, aslında o limandaki kaçış geminize biniyorsunuz demektir. Hayatınızı değiştirecek o konuşmayı yapmaktan çekinip "Şimdi sırası değil" diyerek sustuğunuzda, kendi potansiyelinizi o geminin ambarına kilitlersiniz. Konfor alanının o yumuşak ve güvenli yastıkları, hedeflerinizi sinsice zehirler. Çünkü insan, geri döneceği bir liman olduğunu bildiği sürece, içindeki o sınır tanımaz iradeyi asla tam anlamıyla sahaya sürmez. Mükemmel an, siz onu beklediğiniz için gelmez; siz geri dönüş yollarını ateşe verdiğinizde o anı kendi ellerinizle yaratırsınız. Deniz hiçbir zaman tamamen dalgasız, rüzgâr hiçbir zaman tam arkanızdan esmeyecek. Dışarıdaki şartları, eksiklikleri ve şanssızlıkları suçladığınız her an, kendi direksiyonunuzu başkalarının ellerine teslim ediyorsunuz demektir. "Daha kolay olsaydı" diye sızlanmayı bırakıp, "Nasıl daha güçlü olabilirim?" diye sorduğunuzda rüzgârın yönü değişmeye başlar. Şimdi durun ve elinize o görünmez meşaleyi alın. Sizi geriye çeken, sizi sıradanlığa hapseden tüm o mazeretlerinizi, ertelemelerinizi ve o "ya olmazsa" korkularınızı ateşe verin. Bırakın o bahaneler cayır cayır yansın, çatırdasın ve külleri denize savrulsun. Arkanıza baktığınızda kaçacak hiçbir yer kalmadığını gördüğünüz o ilk an, zaferinizin yazılmaya başlandığı an olacaktır.
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma
Hakan DİNÇAY

Gemilerinizi Yakın

Yıl 711. İber Yarımadası’nın serin kıyılarında göğe yükselen devasa alevleri, tahtaların çatırdama sesini ve denizin üzerine çöken o kesif duman kokusunu zihninizde canlandırın.

Tarık Bin Ziyad’ın emriyle cayır cayır yanan sadece ahşap gemiler değildi; o alevlerin içinde on bin kişilik bir ordunun geri dönme ihtimali, konfor alanı ve korkuları kül oluyordu. Karşılarında ufku kaplayan, donanımlı ve devasa bir düşman ordusu; arkalarında ise derin, soğuk, geçit vermez bir deniz vardı. Askerlerin gözlerindeki o şaşkınlık, alevlerin kızıllığına karışırken Tarık Bin Ziyad tarihin akışını değiştirecek o gerçeği haykırdı: "Arkanızda deniz, önünüzde düşman var. Kaçacak hiçbir yeriniz yok!"

Geri dönüş halatları kesilmişti. Zihinlerdeki tüm kaçış kapıları mühürlendiğinde, insan ruhunun o derinlerde uyuyan muazzam gücü uyanır. O gün o kıyıda sadece bir savaş kazanılmadı; sekiz asır sürecek muazzam bir medeniyetin, Endülüs'ün ilk tohumları umutsuzluğun değil, mutlak kararlılığın külleri içinden yeşerdi.

Şimdi o alevlerin sıcaklığını kendi içinizde hissedin. Hayatın zorlu kıyılarına her adım attığınızda, dönüp arkanıza baktığınızda o puslu limanda sizi bekleyen sessiz gemileri görüyor musunuz? Hepimiz kalbimizin derinliklerinde gizli filolar saklarız.  Yelkenlerinde

"Param yetmez",

"Zamanım yok",

"Kimse bana destek olmuyor",

"Şartlar henüz hazır değil",

"Bugün çok yorgunum"

yazan, bizi güvende tuttuğuna inandığımız o devasa gemiler... Bizi fırtınadan kurtaracağını sandığımız bu sinsi filonun, aslında bizi en sığ sularda bile boğmak için orada beklediğini ne yazık ki çok geç fark ederiz.

Gözünüzde canlandırın: Kurduğunuz o büyük hayal için adım atmanız gereken o sabah, çalan alarmı "Bugün hava çok kapalı, yarın başlarım" diyerek kapattığınızda, aslında o limandaki kaçış geminize biniyorsunuz demektir.

Hayatınızı değiştirecek o konuşmayı yapmaktan çekinip "Şimdi sırası değil" diyerek sustuğunuzda, kendi potansiyelinizi o geminin ambarına kilitlersiniz. Konfor alanının o yumuşak ve güvenli yastıkları, hedeflerinizi sinsice zehirler. Çünkü insan, geri döneceği bir liman olduğunu bildiği sürece, içindeki o sınır tanımaz iradeyi asla tam anlamıyla sahaya sürmez.

Mükemmel an, siz onu beklediğiniz için gelmez; siz geri dönüş yollarını ateşe verdiğinizde o anı kendi ellerinizle yaratırsınız. Deniz hiçbir zaman tamamen dalgasız, rüzgâr hiçbir zaman tam arkanızdan esmeyecek. Dışarıdaki şartları, eksiklikleri ve şanssızlıkları suçladığınız her an, kendi direksiyonunuzu başkalarının ellerine teslim ediyorsunuz demektir. "Daha kolay olsaydı" diye sızlanmayı bırakıp, "Nasıl daha güçlü olabilirim?" diye sorduğunuzda rüzgârın yönü değişmeye başlar.

Şimdi durun ve elinize o görünmez meşaleyi alın. Sizi geriye çeken, sizi sıradanlığa hapseden tüm o mazeretlerinizi, ertelemelerinizi ve o "ya olmazsa" korkularınızı ateşe verin.

Bırakın o bahaneler cayır cayır yansın, çatırdasın ve külleri denize savrulsun. Arkanıza baktığınızda kaçacak hiçbir yer kalmadığını gördüğünüz o ilk an, zaferinizin yazılmaya başlandığı an olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.