Herkes zirveyi arzular; fakat pek azı o zirveye giden yolun dik, sarp ve fırtınalı olduğunu kabullenmeye yanaşır. Varılacak hedef parlak göründüğünde adımlar hafif, heyecan diridir. Oysa hayat düz bir hat üzerinde ilerlemez; ansızın çıkan keskin virajlar, beklenmedik dip dalgaları ve karanlık sis bulutları vardır. İşte tam o yol ayrımlarında, hesaba katmadığımız bir yenilgi kapımızı çaldığında ruhumuza çöken o ağır sessizlik başlar. Çoğu insan bu alacakaranlıkta duraklar, ellerini yanına düşürür ve "Benim sınırımı belirleyen kaderim buraya kadarmış" diyerek kendi hikâyesinin üzerini çizer.
Hâlbuki unutulan şudur: Düşmek, hayatın doğasına aykırı değil; tam aksine, ayağa kalkmanın ön koşuludur. Tıpkı ilk adımlarını atan bir çocuğun defalarca yere kapaklanması gibi... Bir çocuk, her düştüğünde yürümekten vazgeçseydi insanlık ayağa kalkabilir miydi? Yere her temas, vücudun yer çekimini ve dengeyi kavrama metodudur. Tarihe adını altın harflerle yazdıranların geçmişine bakarsanız, zaferlerinden çok daha fazla mağlubiyet sütununa yazılmış çentikler görürsünüz. Onları ayrıcalıklı kılan hiç hata yapmamış olmaları değil; içlerindeki cesaret meşalesini hiçbir fırtınada söndürmemiş olmalarıdır.
Cesaret hiç düşmemek değil, her düştüğünde yer çekimine ve umutsuzluğa meydan okuyabilmektir. Cesaret, sonucu garanti edilmemiş yollara göğüs gerebilme iradesidir. Ve evet, cesur adımların sonunda da kaybetmek vardır. Fakat bu kayıp bir son değil, ruhun çelikleşme sürecidir. Ham demir, usta bir demircinin örsünde defalarca dövülüp ateşe sokulmadan keskin bir kılıca dönüşemez. Yaşanan her başarısızlık, zihni keskinleştiren ve insanı daha büyük başlangıçlara hazırlayan o amansız çekiç darbesidir. Hatadan korkarak güvenli limanlarda bekleyenler, fırtınaları aşmanın mağrur sevincini asla tadamazlar.
Zafer; hatadan korkmayanların değil, hatayı bir okul kabul edip ondan mezun olmayı başaranların elinde şekillenir. Başarının o girift kilidini açan altın zincir ise oldukça nettir:
Zafer, doğru kararların meyvesidir.
Doğru kararlar, tecrübenin süzgecinden süzülür.
Tecrübe ise cesaretle göğüslenmiş yanlış kararların bakiyesidir.
Taşa takılmayan ayak, koşmayı öğrenmez. Bu yüzden attığınız yanlış adımlardan, kaybettiğiniz rauntlardan korkmayın. Asıl korkulması gereken şey; yaralanmaktan kaçınırken yürümeyi unutmak ve aynı taşı görüp ona tekrar tekrar takılmaktır. Hayat, son derece sabırlı ve kararlı bir öğretmendir: Siz dersi alıp zihninize kazıyana kadar, aynı sınavı farklı kılıklarla önünüze koymaya devam eder.
Eski bir şaman atasözü der ki: Ders öğreninceye kadar devam eder.
