Vizyon Kuyumcu
Hakan DİNÇAY
Köşe Yazarı
Hakan DİNÇAY
 

Dürüstlük

Geçmişin tozlu raflarında saklı çocukluk anılarımda, çevremde pek çok insan beliriyor. Geçmişi anılarımda yaşadığımda bu kalabalığın tamamı maalesef saf niyetli değildi. İçten pazarlıklı, dedikoduya meyilli ve doğruluktan sapan ruhlar; dostlarının başarısına ortak olmak yerine, hasedin karanlığında başkalarının kurduğu dünyaları yıkmaya çalışan o kişilerde aklıma geliyordu. Bunların yanında, dürüstlüğü, incinme pahasına bir zırh gibi kuşanan; sözü özü bir dostlarım da vardı. Derslerine gösterdikleri özeni sınavda ki başarılarıyla kanıtlayan bu kişiler, yalanın konforuna hiçbir zaman sığınmadılar. En büyük sınavlarını kağıt üzerinde değil, karakterleri üzerinde verirlerdi. Öyle ki, hiçbir gözetmenin olmadığı sessiz bir sınıfta bile, yanı başlarındaki kaynağa dönüp bakmayacak kadar yüksek bir öz disipline ve ahlaki olgunluğa sahiptiler. Şimdi o nehrin üzerinden çok sular aktı, tam yarım asırlık bir ayrılık... Bir zamanlar kader birliği yaptığımız o insanların her biri; dürüstü, hilebazı, çalışkanı ve aylak olanıyla artık hayatımın çok uzağındalar. Bağlantılar koptu, yollar çatallandı. Fakat zamanın durdurulamaz debisi, hepimizi önüne katıp götürdü. Tıpkı bir nehrin üzerindeki irili ufaklı parçalar gibi, bazılarımız bir engelde takılıp yerinde sayarken, bazılarımız akıntının gücüyle yoluna devam etti. Yıllar sonra bu akıntı, bizi beklenmedik kıyılarda tekrar buluşturdu. Okul yıllarının genç simaları, yerini gümüş rengi saçlara, derin alın çizgilerine ve yorgun bakışlara bırakmıştı. Kimimiz anne kimimiz baba olmuşuz hatta aramızda anneanne olanda vardı dede olanda, kimimiz ise hayatın yükünü omuzlarında taşıyan birer yabancı suretindeydi. Birbirimize baktığımızda tanıdık bir iz bulmakta zorlanıyoruz; çünkü her birimiz zamanın değirmeninde öğütülerek, yılların izini üzerimizde taşıyarak geri dönüyoruz. Hayatın üzerinden geçen koca bir yarım asrın ardından, kaderin bizi eski dostlarla aynı kavşakta buluşturması tesadüften öte bir anlam taşıyor. Zamanın her şeyi aşındıran o hoyrat eli bir yana, bu karşılaşmalarda bir şey özellikle dikkatimi çekiyor: Yıllara yenilmeyenler; dürüstlüğünden ödün vermeyen, sözüyle özü bir olan ve gayreti elden bırakmayanları gördüm. Hayatın o çetin ve uzun patikasında takılıp kalmadan bugüne ulaşabilen bu ruhlar, aslında sabırla örülü bir merdiveni basamak basamak tırmananlardı. Yolculuğun ağırlığına dayanamayıp pes edenler, hangi noktada havlu attılarsa o basamakta çakılı kaldılar. Yükseklere çıkınca kalabalıklar seyrelir, hava keskinleşir ve çevre tenhalaşır. İşte bu yüzden, zirveye yaklaştıkça safların sıklaşması ve geçmişin erdemli dostlarıyla yeniden göz göze gelmek şaşırtıcı değildir. Zira o yükseklik, sadece aynı azim ve dürüstlükle tırmanmaya devam edenlerin nefes alabildiği seçkin bir buluşma alanıdır. Ama diğerleri yoktu ortalıklarda göremedim onları görünmüyorlardı silinmişlerdi onlar hiçbir yerde yoktular onlar mı onlar kimdi biliyor musunuz; işini doğru yapmayanlar, derslerine çalışmayanlar, sınavlarda kopya çekmek için fırsat kollayanlar, kaytarmak için fırsat arayanlar, çalışmayı çalışmamaya tercih edenler, doğruyu söylemeyen sürekli çözümlerde sorun arayanlar, çözümün değil sorunun parçası olanlar, bunlar maalesef yükseklerde görünmüyordu. Yalanın üzerine inşa edilen her söz ve her duruş, sığ bir gölgeden ibarettir; hakikatin ışığı vurduğunda, ait olduğu o güçsüz ve cansız sessizliğe çekilmekten başka çaresi kalmaz. Doğruyu söylemeyip, sınavda kopya çekenler, yakın arkadaşlarını kandıranlar, fark edildikleri an değerini yitirerek unutulmuşluğun koynuna bırakıldı. Çünkü ister küçük bir ayrıntı ister bir insan ömrü olsun; sahici olmayan hiçbir şey, varlığın kalbinde kendine yer bulamamışlardı. Bir hava kabarcığı nasıl uzun süre durup dayanamayıp patlıyorsa bu tür insanlarda hayatta yukarıya doğru tırmanamayıp aşağıda kaldılar.  Doğruyu söylemeyen, hile yapan, düzgün çalışmayan kişilerin foyası da bir zaman sonra patlıyordu. Yaptıkları yanlışlıklar ortaya çıkınca da bir üst basamağa çıkamıyorlardı.    Azimle ter döken, zorluklar karşısında eğilmeyen ve emeğini pusula edinen dostlarım, hayat merdivenlerini yavaş yavaş tırmandılar. Öte yandan; hakikati büken, hileye sığınan ve çalışmanın kutsallığını hiçe sayanlar, tıpkı dayanıksız bir hava kabarcığı gibi parladıkları an sönmeye mahkûm oldular. Sahtelik üzerine kurulan her hayal, gerçeğin keskin ışığı altında bir sabun köpüğü gibi dağıldılar; maskeleri düştüğünde ise, tırmanmayı arzuladığı o zirvelerin çok uzağında, hak ettikleri sessiz dipte kaldılar. Doğruluğu pusula, emeği ise azık edinen dostlarım; varoluşun sessiz ritmine ayak uydurarak hayatın merdivenlerini sabırla ve emin adımlarla tırmandılar. Arkadaşlarımdan bazıları doğru bildiğinden şaşmadan oluna devam etmişlerdi. Onlar, yaşamları boyunca rüzgarda esnemeyen bir çınar gibi dimdik durmayı başardılar; dürüstlüğün pusulası sapmaz, yolcusunu doğrudan menziline ulaştırır. Oysa yanlış yapan arkadaşlarım özü sözü bir olmayan arkadaşlarımda vardı, onlar her kalıba giren bir gölge gibiydi; kıvrıldıkça asaletlerini yitirdiler. Onlar ki yalan söylerlerdi, sözlerinde durmazlardı, sınavlarda kopya çekerlerdi, çok çalışanlarla da dalga geçerlerdi, onlar savunduğu o yanlışın ateşiyle en evvel kendi ruhunu yaktılar. Onların birinin attığı her adım boşlukta kaldı; zira temeli çürük olan hiçbir başarı, göğe yükselecek takati kendinde bulamadığı gibi onlarda yukarılara çıkamadı aşağılarda kaldı. Ama doğru sözlü arkadaşlarım öyle miydi? Onlar için  doğruluk, bükülmez bir iradeydi; yollarını şaşırmadan hedeflerine ilerler. Bu yüzden yarım asır sonra çevreme baktığımda görebildiğim arkadaşlarımın hepsi istisnasız hepsi benim çocukluğumda tanıdığım dürüst insanlardı. Hayatın her evresinde gerçek bir aydınlanmaya ulaşmanın yolu; sahte maskelerin ardına gizlenip insanları yanıltmaktan değil, hakikatin o çetin ama onurlu yolunda ter dökerek üretmekten geçer. Kendi dünyasını yalanlar üzerine inşa edenler, aslında dışarıyı değil, yalnızca kendi ruhlarını derin bir karanlığa mahkûm ederler. Bu karanlıkta yol alanların ne zihinleri berraklaşabilir ne de ruhları o yüce mertebelere erişebilir. Her insan özünde bir değer taşır; ancak bu değerin gerçekliği ve derinliği, ancak o kişiyi yakından tanıdıkça belirginleşir. Hiç kimse olduğundan farklı bir maskeyi sonsuza kadar taşıyamaz; yapaylık, eninde sonunda bir noktada açık verir.        
Ekleme Tarihi: 16 Ocak 2026 -Cuma
Hakan DİNÇAY

Dürüstlük

Geçmişin tozlu raflarında saklı çocukluk anılarımda, çevremde pek çok insan beliriyor.

Geçmişi anılarımda yaşadığımda bu kalabalığın tamamı maalesef saf niyetli değildi. İçten pazarlıklı, dedikoduya meyilli ve doğruluktan sapan ruhlar; dostlarının başarısına ortak olmak yerine, hasedin karanlığında başkalarının kurduğu dünyaları yıkmaya çalışan o kişilerde aklıma geliyordu.

Bunların yanında, dürüstlüğü, incinme pahasına bir zırh gibi kuşanan; sözü özü bir dostlarım da vardı. Derslerine gösterdikleri özeni sınavda ki başarılarıyla kanıtlayan bu kişiler, yalanın konforuna hiçbir zaman sığınmadılar. En büyük sınavlarını kağıt üzerinde değil, karakterleri üzerinde verirlerdi. Öyle ki, hiçbir gözetmenin olmadığı sessiz bir sınıfta bile, yanı başlarındaki kaynağa dönüp bakmayacak kadar yüksek bir öz disipline ve ahlaki olgunluğa sahiptiler.

Şimdi o nehrin üzerinden çok sular aktı, tam yarım asırlık bir ayrılık... Bir zamanlar kader birliği yaptığımız o insanların her biri; dürüstü, hilebazı, çalışkanı ve aylak olanıyla artık hayatımın çok uzağındalar. Bağlantılar koptu, yollar çatallandı. Fakat zamanın durdurulamaz debisi, hepimizi önüne katıp götürdü. Tıpkı bir nehrin üzerindeki irili ufaklı parçalar gibi, bazılarımız bir engelde takılıp yerinde sayarken, bazılarımız akıntının gücüyle yoluna devam etti. Yıllar sonra bu akıntı, bizi beklenmedik kıyılarda tekrar buluşturdu. Okul yıllarının genç simaları, yerini gümüş rengi saçlara, derin alın çizgilerine ve yorgun bakışlara bırakmıştı. Kimimiz anne kimimiz baba olmuşuz hatta aramızda anneanne olanda vardı dede olanda, kimimiz ise hayatın yükünü omuzlarında taşıyan birer yabancı suretindeydi. Birbirimize baktığımızda tanıdık bir iz bulmakta zorlanıyoruz; çünkü her birimiz zamanın değirmeninde öğütülerek, yılların izini üzerimizde taşıyarak geri dönüyoruz.

Hayatın üzerinden geçen koca bir yarım asrın ardından, kaderin bizi eski dostlarla aynı kavşakta buluşturması tesadüften öte bir anlam taşıyor. Zamanın her şeyi aşındıran o hoyrat eli bir yana, bu karşılaşmalarda bir şey özellikle dikkatimi çekiyor: Yıllara yenilmeyenler; dürüstlüğünden ödün vermeyen, sözüyle özü bir olan ve gayreti elden bırakmayanları gördüm.

Hayatın o çetin ve uzun patikasında takılıp kalmadan bugüne ulaşabilen bu ruhlar, aslında sabırla örülü bir merdiveni basamak basamak tırmananlardı. Yolculuğun ağırlığına dayanamayıp pes edenler, hangi noktada havlu attılarsa o basamakta çakılı kaldılar. Yükseklere çıkınca kalabalıklar seyrelir, hava keskinleşir ve çevre tenhalaşır. İşte bu yüzden, zirveye yaklaştıkça safların sıklaşması ve geçmişin erdemli dostlarıyla yeniden göz göze gelmek şaşırtıcı değildir. Zira o yükseklik, sadece aynı azim ve dürüstlükle tırmanmaya devam edenlerin nefes alabildiği seçkin bir buluşma alanıdır.

Ama diğerleri yoktu ortalıklarda göremedim onları görünmüyorlardı silinmişlerdi onlar hiçbir yerde yoktular onlar mı onlar kimdi biliyor musunuz; işini doğru yapmayanlar, derslerine çalışmayanlar, sınavlarda kopya çekmek için fırsat kollayanlar, kaytarmak için fırsat arayanlar, çalışmayı çalışmamaya tercih edenler, doğruyu söylemeyen sürekli çözümlerde sorun arayanlar, çözümün değil sorunun parçası olanlar, bunlar maalesef yükseklerde görünmüyordu.

Yalanın üzerine inşa edilen her söz ve her duruş, sığ bir gölgeden ibarettir; hakikatin ışığı vurduğunda, ait olduğu o güçsüz ve cansız sessizliğe çekilmekten başka çaresi kalmaz. Doğruyu söylemeyip, sınavda kopya çekenler, yakın arkadaşlarını kandıranlar, fark edildikleri an değerini yitirerek unutulmuşluğun koynuna bırakıldı. Çünkü ister küçük bir ayrıntı ister bir insan ömrü olsun; sahici olmayan hiçbir şey, varlığın kalbinde kendine yer bulamamışlardı.

Bir hava kabarcığı nasıl uzun süre durup dayanamayıp patlıyorsa bu tür insanlarda hayatta yukarıya doğru tırmanamayıp aşağıda kaldılar.  Doğruyu söylemeyen, hile yapan, düzgün çalışmayan kişilerin foyası da bir zaman sonra patlıyordu. Yaptıkları yanlışlıklar ortaya çıkınca da bir üst basamağa çıkamıyorlardı.   

Azimle ter döken, zorluklar karşısında eğilmeyen ve emeğini pusula edinen dostlarım, hayat merdivenlerini yavaş yavaş tırmandılar. Öte yandan; hakikati büken, hileye sığınan ve çalışmanın kutsallığını hiçe sayanlar, tıpkı dayanıksız bir hava kabarcığı gibi parladıkları an sönmeye mahkûm oldular. Sahtelik üzerine kurulan her hayal, gerçeğin keskin ışığı altında bir sabun köpüğü gibi dağıldılar; maskeleri düştüğünde ise, tırmanmayı arzuladığı o zirvelerin çok uzağında, hak ettikleri sessiz dipte kaldılar.

Doğruluğu pusula, emeği ise azık edinen dostlarım; varoluşun sessiz ritmine ayak uydurarak hayatın merdivenlerini sabırla ve emin adımlarla tırmandılar.

Arkadaşlarımdan bazıları doğru bildiğinden şaşmadan oluna devam etmişlerdi. Onlar, yaşamları boyunca rüzgarda esnemeyen bir çınar gibi dimdik durmayı başardılar; dürüstlüğün pusulası sapmaz, yolcusunu doğrudan menziline ulaştırır. Oysa yanlış yapan arkadaşlarım özü sözü bir olmayan arkadaşlarımda vardı, onlar her kalıba giren bir gölge gibiydi; kıvrıldıkça asaletlerini yitirdiler. Onlar ki yalan söylerlerdi, sözlerinde durmazlardı, sınavlarda kopya çekerlerdi, çok çalışanlarla da dalga geçerlerdi, onlar savunduğu o yanlışın ateşiyle en evvel kendi ruhunu yaktılar. Onların birinin attığı her adım boşlukta kaldı; zira temeli çürük olan hiçbir başarı, göğe yükselecek takati kendinde bulamadığı gibi onlarda yukarılara çıkamadı aşağılarda kaldı. Ama doğru sözlü arkadaşlarım öyle miydi? Onlar için  doğruluk, bükülmez bir iradeydi; yollarını şaşırmadan hedeflerine ilerler.

Bu yüzden yarım asır sonra çevreme baktığımda görebildiğim arkadaşlarımın hepsi istisnasız hepsi benim çocukluğumda tanıdığım dürüst insanlardı.

Hayatın her evresinde gerçek bir aydınlanmaya ulaşmanın yolu; sahte maskelerin ardına gizlenip insanları yanıltmaktan değil, hakikatin o çetin ama onurlu yolunda ter dökerek üretmekten geçer. Kendi dünyasını yalanlar üzerine inşa edenler, aslında dışarıyı değil, yalnızca kendi ruhlarını derin bir karanlığa mahkûm ederler. Bu karanlıkta yol alanların ne zihinleri berraklaşabilir ne de ruhları o yüce mertebelere erişebilir.

Her insan özünde bir değer taşır; ancak bu değerin gerçekliği ve derinliği, ancak o kişiyi yakından tanıdıkça belirginleşir. Hiç kimse olduğundan farklı bir maskeyi sonsuza kadar taşıyamaz; yapaylık, eninde sonunda bir noktada açık verir.
   

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.