Acemi sürücüler bazen el frenini indirmeyi unutur ve araçları gitmekte zorlanır.
El freni çekili bir araba nasıl yol almakta zorlanırsa, zihni negatif düşüncelerle dolu bir insan da öyle yol alır. Düşüncelerimize çöreklenmiş şüphe ve korkular, ilerlemenizi engelleyen gizli frenlerdir. Başarıya ulaşmak için yola çıkmadan önce zihinsel frenlerinizi serbest bırakmalıyız.
Hayat yolculuğunda acemilik, ayağımız gazdayken ruhumuzun el frenini çekili bırakmaktır. Bir işe başlarken kendi potansiyelinizi sınırlayan korkuları ve tereddütleri (içsel el freninizi) indirmeyi unutursanız, sadece kendinizi tüketirsiniz. Menzile varmak için önce sizi durduran o görünmez direnci serbest bırakmalısınız.
Sevgili okuyucu bir işe girişirken zihnimizde ürettiğiniz 'ya olmazsa' korkuları ve 'başkaları ne der' kaygıları yaşayarak bir işe başlıyorsanız, başarı yolunda sanki el frenini unutarak yola çıkmış bir arabadan farksız bir şekilde ilerlersiniz, çok yorulursunuz ve yavaş gidersiniz. Bu tür olumsuz düşünceler kendi yolunuza çıkardığımız en büyük engellerdir. Potansiyelinizi olumsuz ihtimallerle sınırladığınızda, başarı şansınızı daha yolun başında kendi ellerinizle baltalamış olursunuz. Unutulmamalıdır ki, bir eyleme bu denli yoğun bir karamsarlıkla girişmek; müsabakanın henüz ilk düdüğü çalmadan yenilgiyi kabullenmek ve sahaya mağlup bir ruh haliyle adım atmakla eşdeğerdir.
Yeni bir başlangıcın eşiğindeyken ya da hayırlı bir adım atmaya niyetlendiğimizde, zihnimiz ekseriyetle olumlu ihtimallerden ziyade aksiliklerin çetelesini tutmaya başlar. 'Ya başaramazsam?', 'İnsanlar hakkımda ne düşünür?', 'Hata yaparsam alay konusu olur muyum?' gibi evhamlarla örülü bu zihinsel bariyerler, bizi kendi potansiyelimize yabancılaştırır.
İnsanlık tarihinin tozlu sayfalarını araladığımızda, elde edilen başarılar, bilinmezliğin sisli denizlerine yelken açanlar tarafından inşa edildiğini görürüz. Unutmayın ki başarı cesaret ister, cesarette risk ister. Tarih, konfor alanının ötesine geçme cesareti gösterenlerin bıraktığı izlerle doludur. Şüphesiz ki bu yolculuk, mutlak bir zafer garantisi barındırmaz; zira varoluşun doğasında yanılmak ve tökezlemek te vardır ama şu unutulmamalıdır ki yaşanan her zorluk insanı kendisine getirir.
Ancak burada hassas bir ayrım var onu zihnimize kazımalıyız: Stratejik bir cesaret olan 'risk', iradeyi kör talihe teslim eden 'kumar' ile aynı kefeye konulamaz. Kumar, ruhun pasif bir şekilde şansın zar atmasını beklemesidir; risk ise aklın, ihtimaller üzerinde kurduğu bir hakimiyet sanatıdır. Bizim odak noktamız, uçurumun kenarında şuursuzca dans etmek değil, fırtınayı öngörerek yelkenleri doğru açıda sabitlemektir. Küçük ama hesaplanmış adımların, zaman içerisinde devasa birer başarı abidesine dönüşmesinin arkasındaki o ince bir ölçü vardır. Daha iyi ve başarılı olmak istiyorsanız değişime önce kendinizde başlamalısınız.
Buna şöyle örnek vereyim. Konferans vereceksiniz yüzlerce kişi size bakıyor dizinizin bağı çözülecek gibi oluyor sesiniz titriyor heyecanlanıyorsunuz. Benim söylediğim risk alma şöyle bir şey. Konferans vereceksiniz ama topluma karşı konuşamıyorsunuz, İçinizdeki ben size şu cümleleri fısıldıyor. “Eyvah ben ne yapacağım, kürsüye çıkacağım dizlerimin bağı çözülecek, sesim de titriyor, avuçlarımın içi terledi, dışarıda bana bakan yüzlerce kişi var ben bittim mahvoldum.” Bu olumsuz düşünceleri düşünerek kürsüye çıkarsanız düşündüğünüz tüm olumsuzluklar başınıza gelir hiç şüpheniz olmasın. Aynı durum bir başka işler içinde geçerlidir. Maça 1-0 yenik başladınız.
Aynı olayı bir de şöyle düşünün. Konferans vereceksiniz sizi dinlemeye gelen yüzlerce kişi var. İçinizdeki ses sizinle konuşmaya başladı. “Sunuma iyi bir şekilde hazırlandım. (Unutmayın dersinize iyi çalışırsanız kendinize güveniniz artar buna paralel olarak başarı ihtimalinizde artar.) Bu işi ben çok iyi biliyor, yüz kişi değil bin kişi olsun hepsine takır takır anlatırım, yüzlerce kişi arasında saygın bir insan olmak için bu bir fırsat bunu en iyi şekilde değerlendireceğim. Konulara hakimim, hata mı yapacağım olabilir hatamı telafi edecek yapıdayım. “ Eğer hazırlıklı olursan kendine güvenin gelir olumlu yönde harekete geçersin eğer harekete geçmezsen seni tutan zincirleri fark edemezsin.
O zaman sunuma 1-0 yenik değil 1-0 önde başlarsın. Sen maça 11 oyuncuyla değil 12 oyuncuyla başlarsın. 12. Oyuncun senin kazanma ruhun olur.
Yukarıdaki örnekleri her şekilde kullanabilirsiniz. Risk almadan bir şey olmaz. Şunu asla unutma sayın okuyucu, yüzlerce kişiye konferans vereceksin anlatacağın konu hakkında doğru dürüst araştırma yapmamışsın, konuya hakim değilsin, çok fazla bilgi eksiğin var. Sen o an şunu diyorsun ben bu sunumu çok iyi bir şekilde yaparım. Bu risk almak değildir sayın okuyucu bu cahil cesaretidir. Böyle konferans verdiğinde sorulan ilk soruda tepe taklak gidersin sonrasında yüzlerce kişi önünde komik duruma düşersin.
Bir futbolcu düşünün doğru dürüst antrenman yapmamış, kilosu var, kendini disipline etmemiş, koşuyor ama kondisyonu zayıf. Bu futbolcu içinden ne derse desin “Ben mükemmel bir futbolcuyum, ben çok gol atarım vs.” Bu futbolcu ne kadar yetenekli olursa olsun maça çıktığında başarısız olmaya mahkumdur. Eğer bir takım bu futbolcu ile maça çıkarsa o takım 1-0 yenik çıkar.
Bu futbolcu her gün koşarsa her gün antrenman yaparsa her gün kendini geliştirse kendine güveni artar o zaman her maça 1-0 önde başlar. Buna en iyi örnek Samsun spor Avrupa’da başarılı bir takım oldu. Ligde de durumu iyi. Ama bunun öncesinde takımın sıkı disiplinli bir şekilde çalışması ve maça motive olmasında yatmaktadır.
Unutulmamalıdır ki deha; küçük bir kıvılcım olan yeteneğin, %90 oranındaki ter ve gayretle harmanlanmasıdır. Fakat bu çabanın verimli olması, zihnin berraklığına bağlıdır. Başarı basamakları hiçbir zaman zahmetsizce tırmanılmaz. Bir dağcıyı zirve yolunda en çok yoran şey, çantasındaki gereksiz ağırlıklardır. Aynı şekilde bir işe odaklandığınızda sizi aşağı çeken olumsuz düşünceleri bir kenara bırakmalısınız; aksi takdirde bu zihinsel yükler, bir noktadan sonra adım atmanızı dahi imkansız kılar.
Bu mantıkla siz ister sporcu olun ister öğretmen, ister işçi olun ister masa başında çalışan, ister emekli olun ister çalışan, bu mantık her yerde aynıdır. Yeter ki doğru bir şekilde kendini geliştirerek risk almayı bil. Hata yapmaktan da korkma hata yapmayan kişi hiç bir şey yapmayan kişidir. Her işte kendine güven, her işi en ince detayına kadar öğren ve kazanmak için motive ol. Her zaman yapamayacağın şeyi düşün ve yap, gerçek güç vazgeçmemekte saklıdır. Motivasyon işe başlatır, disiplin ise bitirir.
