Tabi Sizde Onur, Şeref, Gurur, Haysiyet Varsa!
Tabi Sizde Onur, Şeref, Gurur, Haysiyet Varsa!
Bir insan düşünün… Parası var, evi var, arabası var, çocuklarının geleceği garanti, düzenli geliri var, makamı var, çevresi var, itibarı var.
Bir insan düşünün… Parası var, evi var, arabası var, çocuklarının geleceği garanti, düzenli geliri var, makamı var, çevresi var, itibarı var.
Ömrünün sonuna kadar rahat yaşayabilecek imkâna sahip.
Ama yetmiyor! Daha fazlasını istiyor.
Bir ev yetmiyor, ikincisini istiyor. Bir araba yetmiyor, daha lüksünü istiyor. Bir makam yetmiyor, daha yükseğini istiyor. Milyon yetmiyor, milyarın hesabını yapıyor,
Peki, insan ne zaman “Yeter” der?
Bazıları hiçbir zaman…!
Çünkü mesele artık ihtiyaç değildir. Mesele doyumsuzluktur, açgözlülüktür.
Bir tarafta ay sonunu getirebilmek için pazarda domatesin fiyatını hesaplayan insanlar var. Diğer tarafta zaten fazlasıyla zengin olduğu halde daha fazla kazanmak için her yolu mubah görenler. Biri “Bu ay faturayı nasıl ödeyeceğim?” diye düşünüyor. Diğeri “Bu ay servetimi ne kadar daha büyütebilirim?” diye.
Aradaki uçurum sadece para uçurumu değildir, vicdan uçurumudur, çünkü insanın ihtiyacı bittikten sonra hâlâ daha fazlasını istiyorsa, artık kazandığı şey para değil, açgözlülük olur, doyumsuzluk olur.
Açgözlülük doyumsuzluk büyüdükçe sınırlar küçülür, önce vicdan susar, sonra utanma duygusu.
Sonra “Bunu yapmam” dediği şeyler normalleşir, en sonunda da insan, ihtiyacı olmayan para için sahip olduğu her şeyi riske atabilecek hale gelir.
Makamını…
İtibarını…
Ailesini…
Özgürlüğünü…
Hatta kendi geleceğini…
İşin daha acı tarafı ise şu:
Doyumsuzluk sadece bireysel bir hastalık değildir; toplumsal bir probleme dönüşür, çünkü makam sahibi olan kişi makamını daha fazla kazanç için kullanmaya başladığında, bunun bedelini yalnızca kendisi ödemez.
O bedeli toplum öder.
Birilerinin çıkarı için alınan kararın bedelini vatandaş öder.
Birilerinin daha fazla kazanması için yapılan usulsüzlüğün bedelini dürüst çalışan öder.
Birilerinin servetine servet katması için çiğnenen kuralların bedelini vergisini zamanında ödeyen insan öder.
İşte o zaman mesele “Bir adam daha fazla para istedi” olmaktan çıkar.
Adalet meselesine dönüşür.
Çünkü toplumun tehlikeli insanı, her zaman cebinde parası olmayan insan değildir.
Bazen tehlikeli insan, ihtiyacı olmadığı halde daha fazlasını elde etmek için sınır tanımayan insandır.
Ne garip değil mi? Bir insanın evinde yiyeceği vardır ama başkasının hakkına göz diker.
Çocuklarının geleceği garanti altındadır ama başkasının çocuğunun geleceğini düşünmez.
Kendi ailesinin güvenliği vardır ama toplumun güvenliğini hiçe sayar.
Kendi cebini doldururken, başkasının cebinden eksildiğini görmezden gelir.
Peki, bu insanlar neden doymuyor?
Çünkü sahip olduklarının değerini zamanla onun için değersiz oluyor. Bir süre sonra 10 milyon ona az geliyor, artık 10 milyona değil, 20 milyona bakıyor, 20 milyon olduğunda 50 milyona… 50 milyon olduğunda daha fazlasına… İnsanın hayatı bir noktadan sonra yaşamaktan çıkıp biriktirme yarışına dönüşüyor.
Ama bu yarışın bitiş çizgisi yok, çünkü açgözlülüğün matematiğinde “yeter” diye bir rakam bulunmuyor.
Açgözlülük öyle bir hastalıktır ki!
O parayı kazanırken kaç kişinin hakkının çiğnendiğinin onlar için hiçbir önemi yoktur…
Neden bu yazıyı yazdım? Borsada yapılan milyarlık vurgun.
Bu vurgunda adı geçenlere baktığım da, bu dünyada maddi olarak bırakın çocuklarını, torunlarına yetecek paraları varken gözlerini öyle bir açgözlülük bürümüş ki! Makamlarını, itibarlarını, onurlarını, vicdanlarını, şahsiyetlerini, insanlıklarını bir kenara bırakmışlar ve daha fazla ne kadar çok para kazanırım diye masum insanların ceplerine gözlerini dikmişler.
Öyle bir açgözlülük var ki bunlarda, dünyayı bunlara verin Mars’ı, Neptün’ü, Jüpiter’i hatta güneşi isterler.
Borsa İstanbul’da yaşanan vurgunun büyüklüğünün 17-20 milyar doları bulduğunu söyleniyor. Miktar doğrudur yalandır bilemem ama bırakın 20 milyar doları 10 milyar dolar bile olsa bu paranın TL karşılığını düşünün! Bir tarafta 3 kuruş emekli maaşına ayı zor getiren emekli, kirasını ödeyemeyen esnaf, asgari ücretli diğer tarafta on milyonları varken yüz milyonların peşine düşen açgözlü vicdansızlar.
Ama servet mezara gitmiyor, makam mezara gitmiyor, güç mezara gitmiyor. Bu dünyada sizden çocuklarınıza sadece mal mülkte kalmıyor. Onur kalıyor, şeref kalıyor, haysiyet kalıyor, gurur kalıyor, itibar kalıyor.
Tabi Sizde onur şeref gurur haysiyet varsa! İşte bunlarda bu saydıklarımın hiç biri yok.
Şimdi fatura kime kesilecek hep birlikte bekleyip göreceğiz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

