Vizyon Kuyumcu
Hakan DİNÇAY
Köşe Yazarı
Hakan DİNÇAY
 

Bir Başkası

Aynaya baktığınızda gördüğünüz o yüz, gerçekten size mi ait? Yoksa yıllardır üzerinize yapışan, başkalarına ait fırça darbelerinin bir eseri mi? İçinizde çağlayan bir nehir, harikalar yaratmak için sabırsızlanan yüksek bir motivasyon olabilir. Ancak elinize keskiyi her aldığınızda, kendi ruhunuzun mermerini yontup özünüzü ortaya çıkarmak isterken, etrafınızdan yükselen o tanıdık koro başlar: "Boşuna çabalama, eski köye yeni adet mi getiriyorsun?" "Burası böyle gelmiş, böyle gider..." "Durduk yere başına bela alma!" Sizi, sınırları başkaları tarafından çizilmiş daracık bir kalıba dökmeye çalışan bu sesler, çoğu zaman en yakınlarınızdan gelir. Peki, toprağın altındaki tohumu düşünün... Üzerinde tonlarca ağırlık, etrafında zifiri bir karanlık vardır. Dışarıdan bakan biri için o sadece çamura gömülmüş çaresiz bir zerredir. Eğer o tohum, toprağın ağırlığına ve karanlığın fısıltılarına teslim olsaydı, yeryüzü asla o görkemli meşe ağaçlarına kavuşamazdı. Tarihe yön veren, insanlığı bir adım öteye taşıyan herkes, o karanlığı delip güneşe ulaşma cesaretini gösterenlerdir. Hayat, her zaman asfaltı dökülmüş, pürüzsüz bir otoban değildir. Çoğu zaman çamura bulanacağınız, motorun zorlanacağı, tekerleklerin patinaj çekeceği zorlu ve engebeli bir arazidir. Etrafınızdakiler size hep güvenli garajda, sığınılacak o limanda kalmanızı söyler. Evet, gemiler limanda güvendedir; halatları sağlam, fırtınadan ve dalgalardan uzaktır. Ancak hiçbir geminin omurgası, iskele de çürümek için inşa edilmemiştir. Rotası olmayan, o hırçın dalgalarla boğuşup yeni ufuklar keşfetmeyen bir gemi, sadece yüzen bir tahta parçasıdır. Garajdan çıkmayan, o zorlu arazinin çamurunu sıçratmayan bir araç, kendi sınırlarını nasıl keşfedebilir? Başkalarının beklentilerinden sıyrılıp, kendi rotanızı çizmek ve o ıssız ufuklara yelken açmak ürkütücüdür. Bilinmezlik her zaman korkutur. Ama inanın bana; hiçbir fırtına, hiçbir zorlu arazi, yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda içinizi kemirecek olan o "Yaşayamadığım hayat" pişmanlığının yarattığı yıkım kadar korkunç değildir. Siz kendi yolunuzda ilk adımı attığınızda, insanlar her zaman sizden şüphe duyacaklar. Bırakın duysunlar. Dış onaydan vazgeçip, içsel tatminin pusulasına güvendiğinizde, yalnız yürüdüğünüz o çamurlu ve engebeli yol, aslında dünyaya bırakacağınız en derin iz, en paha biçilmez eseriniz olacaktır. İnsanın önündeki en sarp uçurum, dışarıdaki engeller değil; "Başkaları ne der?" korkusuyla kendi gerçeğine, kendi potansiyeline sağırlaşmasıdır. İnsanların sizin zihninize vurduğu o görünmez zincirleri kırmadan, içinizdeki o muazzam gücü asla bilemeyeceksiniz. Şimdi mazeretleri bir kenara bırakın. Çünkü sizin hayatınız, başkalarının korkularına kurban edilemeyecek kadar değerlidir.
Ekleme Tarihi: 18 Temmuz 2026 -Cumartesi
Hakan DİNÇAY

Bir Başkası

Aynaya baktığınızda gördüğünüz o yüz, gerçekten size mi ait? Yoksa yıllardır üzerinize yapışan, başkalarına ait fırça darbelerinin bir eseri mi?

İçinizde çağlayan bir nehir, harikalar yaratmak için sabırsızlanan yüksek bir motivasyon olabilir. Ancak elinize keskiyi her aldığınızda, kendi ruhunuzun mermerini yontup özünüzü ortaya çıkarmak isterken, etrafınızdan yükselen o tanıdık koro başlar:

"Boşuna çabalama, eski köye yeni adet mi getiriyorsun?"

"Burası böyle gelmiş, böyle gider..."

"Durduk yere başına bela alma!"

Sizi, sınırları başkaları tarafından çizilmiş daracık bir kalıba dökmeye çalışan bu sesler, çoğu zaman en yakınlarınızdan gelir. Peki, toprağın altındaki tohumu düşünün... Üzerinde tonlarca ağırlık, etrafında zifiri bir karanlık vardır. Dışarıdan bakan biri için o sadece çamura gömülmüş çaresiz bir zerredir. Eğer o tohum, toprağın ağırlığına ve karanlığın fısıltılarına teslim olsaydı, yeryüzü asla o görkemli meşe ağaçlarına kavuşamazdı. Tarihe yön veren, insanlığı bir adım öteye taşıyan herkes, o karanlığı delip güneşe ulaşma cesaretini gösterenlerdir.

Hayat, her zaman asfaltı dökülmüş, pürüzsüz bir otoban değildir. Çoğu zaman çamura bulanacağınız, motorun zorlanacağı, tekerleklerin patinaj çekeceği zorlu ve engebeli bir arazidir. Etrafınızdakiler size hep güvenli garajda, sığınılacak o limanda kalmanızı söyler. Evet, gemiler limanda güvendedir; halatları sağlam, fırtınadan ve dalgalardan uzaktır. Ancak hiçbir geminin omurgası, iskele de çürümek için inşa edilmemiştir. Rotası olmayan, o hırçın dalgalarla boğuşup yeni ufuklar keşfetmeyen bir gemi, sadece yüzen bir tahta parçasıdır. Garajdan çıkmayan, o zorlu arazinin çamurunu sıçratmayan bir araç, kendi sınırlarını nasıl keşfedebilir?

Başkalarının beklentilerinden sıyrılıp, kendi rotanızı çizmek ve o ıssız ufuklara yelken açmak ürkütücüdür. Bilinmezlik her zaman korkutur. Ama inanın bana; hiçbir fırtına, hiçbir zorlu arazi, yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda içinizi kemirecek olan o "Yaşayamadığım hayat" pişmanlığının yarattığı yıkım kadar korkunç değildir.

Siz kendi yolunuzda ilk adımı attığınızda, insanlar her zaman sizden şüphe duyacaklar. Bırakın duysunlar. Dış onaydan vazgeçip, içsel tatminin pusulasına güvendiğinizde, yalnız yürüdüğünüz o çamurlu ve engebeli yol, aslında dünyaya bırakacağınız en derin iz, en paha biçilmez eseriniz olacaktır.

İnsanın önündeki en sarp uçurum, dışarıdaki engeller değil; "Başkaları ne der?" korkusuyla kendi gerçeğine, kendi potansiyeline sağırlaşmasıdır. İnsanların sizin zihninize vurduğu o görünmez zincirleri kırmadan, içinizdeki o muazzam gücü asla bilemeyeceksiniz.

Şimdi mazeretleri bir kenara bırakın. Çünkü sizin hayatınız, başkalarının korkularına kurban edilemeyecek kadar değerlidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.