Vizyon Kuyumcu

Zor, Dostun Zor

Gündem 06.03.2026 - 21:42, Güncelleme: 06.03.2026 - 21:42
 

Zor, Dostun Zor

Televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, internetin uçsuz bucaksız köşelerinde daima başarıya ulaşmış insanların ihtişamlı portreleriyle karşılaşırız.

Başarıya ulaşmış insanları gördüğümüzde, içimizde bir kıvılcım uyanır; onların yaşamlarına özenir, kendi varlığımızı onların gölgesinde yeniden kurmaya çalışırız. Televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, internetin akışında ve kitapların satır aralarında beliren bu yüzleri zihnimizde kendimizle değiştirir, hayal âleminde onların yerine geçerek bir anlık mutluluğa sığınırız. Ne var ki, hayalin sunduğu bu sahte tatmin çoğu kez bizi gerçek eylemden alıkoyar. Oysa hayal, yalnızca bir başlangıçtır; onu gerçeğe dönüştürmek için hayalin içinden harekete geçmek gerekir. İnsan, çoğu zaman bu hakikati unutur ve düşlerin sıcaklığında oyalanırken, yaşamın kendisini dönüştürme fırsatını elinden kaçırır. Ünlüleri düşündüğümüzde, onlara benzemek istememiz elbette doğaldır; hayallerimizi süsler, yaşamımıza umut ve yön verirler. Eğer kalbinizde böyle bir ışık varsa size küçük bir öğüt bırakmak isterim. Yollarda, kamyonların arkasında sıkça rastlanan şu sözleri bilirsiniz: “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.” Ben bu sözü biraz değiştiriyorum: “Çalış, sabret; bir gün senin de yıldızın parlar.” Bu cümleyi yalnızca bir aracın arkasında görüp geçmeyin; zihninize kazıyın, yolunuz daraldığında ve gücünüz azaldığında hatırlayın. Çünkü sabırla yoğrulan emek, bir gün mutlaka ışığa dönüşür. Ünlülerin parıltılı dünyasına baktığınızda, gözleriniz yalnızca sahnedeki ihtişamı görür. Oysa kendinize şu soruyu sormayı deneyin: Ünlüler o ışığa ulaşmak için ne kadar gölgeyi geride bırakmak zorunda kaldılar? Kaç bedel ödendi, kaç fedakârlık sessizce yaşandı? Eğer bu yolculuğun perde arkasını görebilseydiniz, belki de o ihtişamın cazibesi gözünüzde solardı. Çünkü her parlayan yıldızın ardında, görünmeyen bir karanlık ve ağır bir yük vardır. Şöhretin ışıkları, çoğu zaman gölgelerin içinden doğar. Bu örnekler bize gösteriyor ki ünlülerin ihtişamlı hayatlarının ardında, sabırla göğüslenmiş acılar, reddedilmeler ve fedakârlıklar vardır. Şöhretin sahnesinde gözlerimize çarpan yalnızca ışıklardır; alkışların coşkusu, kırmızı halıların ihtişamı ve parıltılı hayatların cazibesi… Oysa her ışığın ardında derin gölgeler gizlidir.  Unutmayın, şöhretin ışıkları, sabırla göğüslenmiş karanlıkların içinden doğar. Şöhret, yalnızca bir ödül değil; çoğu zaman acıların, fedakârlıkların ve reddedilmelerin üzerine inşa edilmiş bir zirvedir. Belki de bu yüzden, o ihtişamı gördüğümüzde kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ben, aynı gölgelerden geçmeye hazır mıyım?” Onlar tırnakları ile zirveye tırmandılar, dizleri yaralandı, elleri parçalandı ama zirveye yaklaştıklarında içlerindeki kazanma alevi daha da güçlendi. Her adımda içlerinde yanan zafer ateşi daha da büyüdü. Onlarla birlikte yola çıkanların çoğu yarı yolda pes etti, alevleri söndü; ama onlar durmadılar, tırmanmayı sürdürdüler. Her yükselişle güçleri arttı. Ufukta yolun sonu belirdiğinde ise bedenlerindeki acı artık hissedilmiyordu; yalnızca doruğa ulaşmanın coşkusu kalmıştı. Bu platform herkese eşittir, Bu platform herkese açıktır. İçinde azim, güç ve kazanma hırsı olan herkes zirvede yerini alır. Kimi zorlanarak kimi zorlanmadan. Şunu asla unutma; “Dağın sarp ve keskin yollarından korkma seni oradan vaz geçirmeye çalışanlardan kork.” Daha da kötüsü “Sen tırmandıktan sonra arkada kalan kişilerin sana kötülük yapmasından kork.” “Nazar etme ne olur çalış senin de olur.” Bu köşe yazısının başlığını tekrar oku. Anlamı farklıymış değil mi?
Televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, internetin uçsuz bucaksız köşelerinde daima başarıya ulaşmış insanların ihtişamlı portreleriyle karşılaşırız.

Başarıya ulaşmış insanları gördüğümüzde, içimizde bir kıvılcım uyanır; onların yaşamlarına özenir, kendi varlığımızı onların gölgesinde yeniden kurmaya çalışırız. Televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, internetin akışında ve kitapların satır aralarında beliren bu yüzleri zihnimizde kendimizle değiştirir, hayal âleminde onların yerine geçerek bir anlık mutluluğa sığınırız. Ne var ki, hayalin sunduğu bu sahte tatmin çoğu kez bizi gerçek eylemden alıkoyar. Oysa hayal, yalnızca bir başlangıçtır; onu gerçeğe dönüştürmek için hayalin içinden harekete geçmek gerekir. İnsan, çoğu zaman bu hakikati unutur ve düşlerin sıcaklığında oyalanırken, yaşamın kendisini dönüştürme fırsatını elinden kaçırır.

Ünlüleri düşündüğümüzde, onlara benzemek istememiz elbette doğaldır; hayallerimizi süsler, yaşamımıza umut ve yön verirler. Eğer kalbinizde böyle bir ışık varsa size küçük bir öğüt bırakmak isterim. Yollarda, kamyonların arkasında sıkça rastlanan şu sözleri bilirsiniz: “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.” Ben bu sözü biraz değiştiriyorum: “Çalış, sabret; bir gün senin de yıldızın parlar.” Bu cümleyi yalnızca bir aracın arkasında görüp geçmeyin; zihninize kazıyın, yolunuz daraldığında ve gücünüz azaldığında hatırlayın. Çünkü sabırla yoğrulan emek, bir gün mutlaka ışığa dönüşür.

Ünlülerin parıltılı dünyasına baktığınızda, gözleriniz yalnızca sahnedeki ihtişamı görür. Oysa kendinize şu soruyu sormayı deneyin: Ünlüler o ışığa ulaşmak için ne kadar gölgeyi geride bırakmak zorunda kaldılar? Kaç bedel ödendi, kaç fedakârlık sessizce yaşandı? Eğer bu yolculuğun perde arkasını görebilseydiniz, belki de o ihtişamın cazibesi gözünüzde solardı. Çünkü her parlayan yıldızın ardında, görünmeyen bir karanlık ve ağır bir yük vardır.

Şöhretin ışıkları, çoğu zaman gölgelerin içinden doğar. Bu örnekler bize gösteriyor ki ünlülerin ihtişamlı hayatlarının ardında, sabırla göğüslenmiş acılar, reddedilmeler ve fedakârlıklar vardır.

Şöhretin sahnesinde gözlerimize çarpan yalnızca ışıklardır; alkışların coşkusu, kırmızı halıların ihtişamı ve parıltılı hayatların cazibesi… Oysa her ışığın ardında derin gölgeler gizlidir.

 Unutmayın, şöhretin ışıkları, sabırla göğüslenmiş karanlıkların içinden doğar.

Şöhret, yalnızca bir ödül değil; çoğu zaman acıların, fedakârlıkların ve reddedilmelerin üzerine inşa edilmiş bir zirvedir. Belki de bu yüzden, o ihtişamı gördüğümüzde kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ben, aynı gölgelerden geçmeye hazır mıyım?”

Onlar tırnakları ile zirveye tırmandılar, dizleri yaralandı, elleri parçalandı ama zirveye yaklaştıklarında içlerindeki kazanma alevi daha da güçlendi. Her adımda içlerinde yanan zafer ateşi daha da büyüdü. Onlarla birlikte yola çıkanların çoğu yarı yolda pes etti, alevleri söndü; ama onlar durmadılar, tırmanmayı sürdürdüler. Her yükselişle güçleri arttı. Ufukta yolun sonu belirdiğinde ise bedenlerindeki acı artık hissedilmiyordu; yalnızca doruğa ulaşmanın coşkusu kalmıştı.

Bu platform herkese eşittir, Bu platform herkese açıktır. İçinde azim, güç ve kazanma hırsı olan herkes zirvede yerini alır. Kimi zorlanarak kimi zorlanmadan.

Şunu asla unutma; Dağın sarp ve keskin yollarından korkma seni oradan vaz geçirmeye çalışanlardan kork.” Daha da kötüsü “Sen tırmandıktan sonra arkada kalan kişilerin sana kötülük yapmasından kork.”

“Nazar etme ne olur çalış senin de olur.”

Bu köşe yazısının başlığını tekrar oku. Anlamı farklıymış değil mi?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.