Zirveye Giden Yol
Zirveye Giden Yol
Eski zamanlarda limanlardan birçok gemi çıkardı, denizde esen rüzgâra göre kaptan yelkenlerini ayarlar ve ona göre gemi yol alırdı.
Eski zamanlarda limanlardan birçok gemi çıkardı, denizde esen rüzgâra göre kaptan yelkenlerini ayarlar ve ona göre gemi yol alırdı.
Hayatta başarıda böyledir sizi zorlayan güç ne olursa olsun aklınız yelken olsun ve zorluklardan yararlanmasını öğrenin. Zorluklar sizi başarıya götürür. Yaşanılan zorlukların devamlılığı sizin karakterinizi biçimlendirir. Başarının bedeli peşin ödenir meyvesi sonra yenir.
Gecenin en zifiri anında ne kadar çalışırsam çalışayım sonuç yok yine başarısızlık diyebilirsin, ne yapsam olmuyor diyebilirsin. İçin daralır göğsünün tam ortasında hafif bir sızı hissedersin. Zamanın durduğunu sanırsın ama hayat akmaya devam ediyordur. Bir sonraki adımı atacak gücü bulamadığında, zihnindeki o fısıltı başlar: "Buraya kadarmış." İşte o an, en büyük yanılgısıyla yüz yüze kalırsın. Çünkü yenilgi, yere düşmek değil; düştüğün yeri yatak sanıp uzanmaktır.
Yaşantım boyunca şunu öğrendim, mücadele eden kazanır, mücadeleyi bırakan kaybeder. Başarı sizin ayağınıza gelmez, siz başarıyı yakalamak için uğraşmalısınız. Bu uğurda çok zorluklarla karşılaşacaksınız. Bu zorluklara takılan kaybeder ama üstesinden gelen başarıyı yakalamak için yoluna devam eder. Kural budur.
Her kesin içinde bir dev vardır; kimi uyanık, kimi uykucu. İçindeki dev uykucu ise o uykucu devi uyandırmak için saraylara, devasa sahnelere ya da mucizelere ihtiyacın yok. Küçük bir dökümhanede, elinde çekiçle duran bir ustayı hayal et. Demir, soğukken sıradan ve biçimsizdir. Onu eğemezsin, ona şekil veremezsin. Ama ne zaman ki o demir yüzlerce derecelik kor ateşin içine atılır, rengi kor kırmızıya döner. İşte o an hamle vaktidir. Çekicin her bir darbesi çınlar. Ateş canını yakar, çekiç canını acıtır ama çıkan her kıvılcım, o demirin bir kılıca dönüştüğünün kanıtıdır.
Sen de o kor ateşin içindesin. Bugün canını sıkan çaresizlikler, üzerine gelen zorluklar ve "yapamazsın" diyen sesler, seni ezmek için değil; içindeki o yumuşak, kararsız yapıyı döve döve çeliğe dönüştürmek için orada.
Dünyanın en yüksek dağlarına tırmanan dağcılar, zirveye ulaştıklarında bacaklarındaki kasların acısını unutmazlar; o acıyı zaferin rengi olarak görürler. Fırtına koptuğunda rüzgâra sövenler değil, yelkenlerini rüzgâra göre ayarlamayanlar batar. Şikâyet etmek, sana diz çöktüren olumsuz düşünceleri çoğaltmaktan başka bir işe yaramaz. Oysa senin görevin, o olumsuzlukları basamak yapıp yukarı tırmanmaktır. Gerçek zafer, kaç kez düştüğünle değil; dizlerindeki yaralara rağmen kaç kez ayağa kalktığınla ölçülür.
Şimdi ellerine bak. Zihnine odaklan. Korkuların sana ne yapamayacağını anlatırken, sen onlara neyi henüz denemediğini göster. İçindeki potansiyel, bir barajın arkasında biriken tonlarca su gibidir. Kapağı açacak tek şey, senin o ilk, kararlı adımındır.
Hayat, kenarda oturup başkalarının zaferlerini alkışlayanları değil, sahaya inip üstü başı çamura bulansa da son saniyeye kadar koşanları hatırlar. Yorulacaksın. Canın yanacak. Herkes sana sırtını döndüğünde, kendi gölgenle baş başa kalacaksın. Ama tam o anda, o karanlığın ortasında gözlerini kapat ve nefes al. Çünkü o derin nefes, senin yeniden doğuşunun ilk çığlığıdır.
Ayağa kalk. Yüzünü güneşe dön zirveye bak, gölgeni göremezsin. Işığa doğru yürü tırmanmaya başla, ışığıyla göz kamaştıran bir zirve, altında yatan sessiz ve karanlık tırmanışların eseridir. Yolun kolay olanı ayakları yormaz ama ruhu da doyurmaz; en tatlı meyve, en yüksek dala tırmananındır. İçinde şu an en çok direnen, kırılmak üzere olan ama hala ayakta tutmaya çalıştığın o özel mücadele nedir?
Hiç acıyı tatmamış olan tatlının ne demek olduğunu bilmez. (Alman Atasözü)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

