Vizyon Kuyumcu

Şampiyonların Kılık Kıyafetlerini Diline Dolayan Densizler

Gündem 08.09.2026 - 00:35, Güncelleme: 08.09.2026 - 00:35
 

Şampiyonların Kılık Kıyafetlerini Diline Dolayan Densizler

Filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oluyor. Türkiye’nin bayrağını göklere çektiriyor, İstiklal Marşı’nı okutuyor. Ama bazıları hâlâ oyuncuların ne giydiğini, nasıl yaşadığını ve kiminle nasıl bir hayat sürdüğünü konuşuyor.

İnsan gerçekten sormadan edemiyor: Sizin derdiniz voleybol mu, Milli takımın Avrupa şampiyonu olması mı, Yoksa insanların hayatı mı? Bir kadın sporcu çıkıyor, yıllarca çalışıyor. Sabahın erken saatlerinde antrenman yapıyor. Yoruluyor, sakatlanıyor, kaybediyor, ağlıyor, ama tekrar sahaya çıkıyor. Ve sonunda Avrupa’nın zirvesine çıkıyor, milyonlarca insanın göğsünü kabartıyor. Peki, bazıları neyi tartışıyor? Saçını! Özel hayatını! Yaşam biçimini! İnancını! Giyimini, giydiği şortu, Ve daha da acısı, bütün bunları onun sporculuğunun önüne koyuyor. Bir insanın nasıl giyindiğiyle, nasıl voleybol oynadığı arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz? Bir sporcunun sahada topa vururken dini, siyasi veya kişisel hayatı mı konuşuluyor? Hayır. Skor konuşuluyor. Ter konuşuluyor. Emek konuşuluyor. Mücadele konuşuluyor. Ve sonuçta şampiyonluk konuşuluyor. O hâlde neden başarı geldiğinde ilk baktığımız şey sporcunun eteği, şortu, saç modeli veya özel hayatı oluyor? İnanç, başkasının hayatına müdahale ruhsatı değildir. Burada çok net bir çizgi çekmek gerekiyor. Dindar olmakla, başkasının hayatını kendi doğrularına göre şekillendirmeye çalışmak aynı şey değildir. Tabi ki “dindarlar Filenin Sultanlarını eleştiriyor” diye bütün bir topluluğu suçlamakta olmamalı. Elbette dindar insanların önemli bir bölümü de bu başarıyla gurur duyuyor, sporcuları destekliyor ve onları alkışlıyor. İnanç değerlidir. Ama inanç, başkasının hayatına müdahale etmenin ruhsatı değildir. Sen kendi hayatını inancına göre yaşayabilirsin. Başkasına da aynı hayatı zorunlu kılamazsın. Çünkü özgürlük biraz da budur. Senin doğrun sana aitse, benim hayatım da bana aittir. Peki ya başarı? İşte asıl çelişki burada. Bu sporcular Türkiye adına yarışıyor. Türk bayrağını taşıyor. Uluslararası arenada Türkiye'yi temsil ediyor. Kazanırken milyonlarca insanın yüzünü güldürüyor. Ama bazıları, onların başarısını kutlamak yerine “Ama şöyle giyiniyor, ama şöyle yaşıyor…” diyerek şampiyonluğun üzerine gölge düşürmeye çalışıyor. Neden? Çünkü bazıları için insanın başarısından önce “benim değerlerime uygun mu?” sorusu geliyor. İşte buna itiraz etmek gerekiyor. Çünkü bu ülke yalnızca sizin gibi düşünenlerin ülkesi değil. Bu ülke farklı inançların, farklı hayatların, farklı düşüncelerin birlikte yaşadığı bir ülke ve hiç kimse bu ülkenin tapusunu kendi yaşam biçimine göre düzenleyemez. Başarıyı alkışlamak için aynı hayatı yaşamak zorunda değiliz Ben bir sporcunun bütün tercihlerini beğenmek zorunda değilim. Sen de değilsin. İsteyen eleştirebilir. Ama önce hakkını teslim edeceksin. Çünkü eleştirmek başka, emeği küçümsemek başka. Bir sporcunun özel hayatını beğenmeyebilirsin. Ama o sporcu sahaya çıkıp ülkesini şampiyon yaptıysa, hakkını teslim edeceksin. Çünkü adalet bunu gerektirir. Bir de tersinden düşünelim, eğer bir sporcunun yaşam biçimi, başarısını değersizleştiriyorsa... O zaman aynı mantıkla, sizin yaşam biçiminiz de başarınızı değersizleştirebilir. Bunu ister misiniz? Elbette istemezsiniz. O hâlde başkasına yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayacaksınız. Bu kadar basit. Artık biraz da şampiyonluğu konuşalım, filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oldu. Bu cümle tek başına yeterince büyük, onların kupayı kaldırırken hangi kıyafeti giydiği değil, o kupayı kaldırana kadar nelerden vazgeçtiği konuşulmalı. Kaç saat antrenman yaptıkları, Kaç kez düştükleri, kaç kez yeniden ayağa kalktıkları... Ve final düdüğü çaldığında Türk bayrağının altında yaşadıkları gurur konuşulmalı. Çünkü onların hikâyesi bir kıyafet hikâyesi değil, bir emek hikâyesi, bir mücadele hikâyesi bir başarı hikâyesi, Ve en önemlisi, bir şampiyonluk hikâyesi bir ülkenin milli meselesi. Artık şu ülkenin başarılı insanlarını kendi yaşam tarzımıza göre puanlamaktan vazgeçelim. Bir insan bizim gibi yaşamıyor diye onun başarısını küçültmeyelim. Bir kadın bizim istediğimiz gibi giyinmiyor diye emeğini yok saymayalım. Bir sporcu bizim dünya görüşümüzü paylaşmıyor diye kazandığı madalyayı görmezden gelmeyelim. Şampiyonlukların dini, mezhebi, kıyafeti, yaşam tarzı olmaz, şampiyonluk; alın terinin, disiplinin ve emeğin sonucudur. Filenin Sultanları kupayı kaldırırken Türkiye'nin bayrağı yükseldi. Bazıları ise başını kaldırıp o bayrağa bakmak yerine, sporcuların kıyafetine bakmayı tercih etti. İşte asıl düşünmemiz gereken mesele bu. Onlar Avrupa’nın zirvesine çıktı. Biz ise hâlâ birbirimizin hayatına karışmakla mı uğraşacağız? Bırakın kadınlarımız sahada top oynasın, bırakın gençlerimiz hayallerinin peşinden koşsun, bırakın insanlar kendi hayatlarını kendi inançları ve kendi tercihleriyle yaşasın. Ve başarı gördüğümüzde, önce insanlığı, emeği ve şampiyonluğu alkışlamayı öğrenelim. Çünkü bu ülkenin ihtiyacı, birbirinin hayatını yargılayan daha fazla insan değil, birbirinin başarısını alkışlayabilen daha fazla insan. Filenin Sultanlarına helal olsun. Onlar sahada görevini yaptı. Tüm ülke olarak başarıya saygı duymayı bilelim. Unutmayalım ki! Milliyetçi olmanın, vatansever olmanın, inançla, mezheple, ırkla bir ilgisi yoktur. Milli takımlarımızın başarısın da istiklal marşımızı okutulmalarının, Avrupa da ya da dünyada bayrağımızı göklere çektirmelerinin verdiği gurur da, giyimleriyle, saç şekilleriyle, giydikleri şortun uzunluğu kısalışıyla alakası yok.
Filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oluyor. Türkiye’nin bayrağını göklere çektiriyor, İstiklal Marşı’nı okutuyor. Ama bazıları hâlâ oyuncuların ne giydiğini, nasıl yaşadığını ve kiminle nasıl bir hayat sürdüğünü konuşuyor.

İnsan gerçekten sormadan edemiyor:

Sizin derdiniz voleybol mu, Milli takımın Avrupa şampiyonu olması mı, Yoksa insanların hayatı mı?

Bir kadın sporcu çıkıyor, yıllarca çalışıyor.

Sabahın erken saatlerinde antrenman yapıyor.

Yoruluyor, sakatlanıyor, kaybediyor, ağlıyor, ama tekrar sahaya çıkıyor.

Ve sonunda Avrupa’nın zirvesine çıkıyor, milyonlarca insanın göğsünü kabartıyor.

Peki, bazıları neyi tartışıyor?

Saçını!

Özel hayatını!

Yaşam biçimini!

İnancını!

Giyimini, giydiği şortu,

Ve daha da acısı, bütün bunları onun sporculuğunun önüne koyuyor.

Bir insanın nasıl giyindiğiyle, nasıl voleybol oynadığı arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?

Bir sporcunun sahada topa vururken dini, siyasi veya kişisel hayatı mı konuşuluyor?

Hayır.

Skor konuşuluyor.

Ter konuşuluyor.

Emek konuşuluyor.

Mücadele konuşuluyor.

Ve sonuçta şampiyonluk konuşuluyor.

O hâlde neden başarı geldiğinde ilk baktığımız şey sporcunun eteği, şortu, saç modeli veya özel hayatı oluyor? İnanç, başkasının hayatına müdahale ruhsatı değildir. Burada çok net bir çizgi çekmek gerekiyor.

Dindar olmakla, başkasının hayatını kendi doğrularına göre şekillendirmeye çalışmak aynı şey değildir. Tabi ki “dindarlar Filenin Sultanlarını eleştiriyor” diye bütün bir topluluğu suçlamakta olmamalı. Elbette dindar insanların önemli bir bölümü de bu başarıyla gurur duyuyor, sporcuları destekliyor ve onları alkışlıyor.

İnanç değerlidir.

Ama inanç, başkasının hayatına müdahale etmenin ruhsatı değildir. Sen kendi hayatını inancına göre yaşayabilirsin. Başkasına da aynı hayatı zorunlu kılamazsın.

Çünkü özgürlük biraz da budur.

Senin doğrun sana aitse, benim hayatım da bana aittir.

Peki ya başarı?

İşte asıl çelişki burada.

Bu sporcular Türkiye adına yarışıyor.

Türk bayrağını taşıyor.

Uluslararası arenada Türkiye'yi temsil ediyor.

Kazanırken milyonlarca insanın yüzünü güldürüyor.

Ama bazıları, onların başarısını kutlamak yerine “Ama şöyle giyiniyor, ama şöyle yaşıyor…” diyerek şampiyonluğun üzerine gölge düşürmeye çalışıyor.

Neden?

Çünkü bazıları için insanın başarısından önce “benim değerlerime uygun mu?” sorusu geliyor.

İşte buna itiraz etmek gerekiyor.

Çünkü bu ülke yalnızca sizin gibi düşünenlerin ülkesi değil.

Bu ülke farklı inançların, farklı hayatların, farklı düşüncelerin birlikte yaşadığı bir ülke ve hiç kimse bu ülkenin tapusunu kendi yaşam biçimine göre düzenleyemez.

Başarıyı alkışlamak için aynı hayatı yaşamak zorunda değiliz

Ben bir sporcunun bütün tercihlerini beğenmek zorunda değilim.

Sen de değilsin.

İsteyen eleştirebilir.

Ama önce hakkını teslim edeceksin.

Çünkü eleştirmek başka, emeği küçümsemek başka.

Bir sporcunun özel hayatını beğenmeyebilirsin.

Ama o sporcu sahaya çıkıp ülkesini şampiyon yaptıysa, hakkını teslim edeceksin.

Çünkü adalet bunu gerektirir.

Bir de tersinden düşünelim, eğer bir sporcunun yaşam biçimi, başarısını değersizleştiriyorsa...

O zaman aynı mantıkla, sizin yaşam biçiminiz de başarınızı değersizleştirebilir.

Bunu ister misiniz? Elbette istemezsiniz.

O hâlde başkasına yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayacaksınız.

Bu kadar basit.

Artık biraz da şampiyonluğu konuşalım, filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oldu. Bu cümle tek başına yeterince büyük, onların kupayı kaldırırken hangi kıyafeti giydiği değil, o kupayı kaldırana kadar nelerden vazgeçtiği konuşulmalı.

Kaç saat antrenman yaptıkları, Kaç kez düştükleri, kaç kez yeniden ayağa kalktıkları...

Ve final düdüğü çaldığında Türk bayrağının altında yaşadıkları gurur konuşulmalı.

Çünkü onların hikâyesi bir kıyafet hikâyesi değil, bir emek hikâyesi, bir mücadele hikâyesi bir başarı hikâyesi,

Ve en önemlisi, bir şampiyonluk hikâyesi bir ülkenin milli meselesi.

Artık şu ülkenin başarılı insanlarını kendi yaşam tarzımıza göre puanlamaktan vazgeçelim. Bir insan bizim gibi yaşamıyor diye onun başarısını küçültmeyelim. Bir kadın bizim istediğimiz gibi giyinmiyor diye emeğini yok saymayalım. Bir sporcu bizim dünya görüşümüzü paylaşmıyor diye kazandığı madalyayı görmezden gelmeyelim.

Şampiyonlukların dini, mezhebi, kıyafeti, yaşam tarzı olmaz, şampiyonluk; alın terinin, disiplinin ve emeğin sonucudur.

Filenin Sultanları kupayı kaldırırken Türkiye'nin bayrağı yükseldi. Bazıları ise başını kaldırıp o bayrağa bakmak yerine, sporcuların kıyafetine bakmayı tercih etti.

İşte asıl düşünmemiz gereken mesele bu. Onlar Avrupa’nın zirvesine çıktı. Biz ise hâlâ birbirimizin hayatına karışmakla mı uğraşacağız?

Bırakın kadınlarımız sahada top oynasın, bırakın gençlerimiz hayallerinin peşinden koşsun, bırakın insanlar kendi hayatlarını kendi inançları ve kendi tercihleriyle yaşasın.

Ve başarı gördüğümüzde, önce insanlığı, emeği ve şampiyonluğu alkışlamayı öğrenelim.

Çünkü bu ülkenin ihtiyacı, birbirinin hayatını yargılayan daha fazla insan değil, birbirinin başarısını alkışlayabilen daha fazla insan.

Filenin Sultanlarına helal olsun. Onlar sahada görevini yaptı.

Tüm ülke olarak başarıya saygı duymayı bilelim.

Unutmayalım ki! Milliyetçi olmanın, vatansever olmanın, inançla, mezheple, ırkla bir ilgisi yoktur.

Milli takımlarımızın başarısın da istiklal marşımızı okutulmalarının, Avrupa da ya da dünyada bayrağımızı göklere çektirmelerinin verdiği gurur da, giyimleriyle, saç şekilleriyle, giydikleri şortun uzunluğu kısalışıyla alakası yok.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.