Vizyon Kuyumcu

Kırgınlıkların Geride Kaldığı Bayramlar Sizinle Olsun

Gündem 25.05.2026 - 23:07, Güncelleme: 25.05.2026 - 23:07
 

Kırgınlıkların Geride Kaldığı Bayramlar Sizinle Olsun

"Barışmak..." Dile ne kadar da kolay gelen, kulağa ne kadar hoş fısıldanan bir kelime, değil mi?

Ta ki o sarsıcı kırgınlık anı gelip de haklılığınızı kanıtlamak uğruna sığındığınız, "asla taviz vermem" dediğiniz o gurur limanlarını terk etmek zorunda kalana kadar! İşte egomuzun ve hayatın o muazzam tokadı tam da o an yüzümüzde patlar. Kırgınlıkların bizi koruduğunu sandığımız anlarda, aslında kendi ruhumuza aşılmaz duvarlar ördüğümüzü; bayram sabahının o birleştirici ruhu kapıyı çaldığında o duvarları yıkıp küllerimizden yeniden doğmanın bir zorunluluk olduğunu fark ettiğimiz an, asıl ruhsal uyanışımız başlar. O ana kadar küs kalmanın güvenli bir kalkan olduğunu düşünürüz ama bir bayram günü değişim rüzgârı estiğinde, kalbimizde bambaşka bir şefkat kapısı açılır. İlk adımı atarken reddedilmekten, zayıf görünmekten ölesiye korkarız; ama unutulmaması gereken bir gerçek var ki, o da en büyük zayıflığın sevgisizliğe teslim olup adım atmaktan kaçınmaktır. "Her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı vardır." Ve elbet, her küskünlüğün de çiçek açacağı bir bayram sabahı olmalıdır! Biliyor musunuz? Affetmenin en mucizevi tarafı nedir? Aradaki o soğuk buz kütlesi eridiğinde, ruhunuzun derinliklerindeki görünmez, paslı prangalar da un ufak olur ve bir yanınız sonsuz bir özgürlüğe kavuşur! Evet, gururu yenip ilk adımı atmak başlangıçta nefsinize ağır gelir, acıtır; ancak barışmak, kalbinizin ve hayatınızın direksiyonuna yeniden, daha güçlü bir şekilde geçmenin tek yoludur. Direksiyona geçtiğimizde sevgi dolu, yepyeni bir yola gireriz. Öfkeye ve alınganlığa o kadar alışmışızdır ki, bu barış yolu başlarda bize çok yabancı gelir. Eski kavgaların, “O bana ne demişti” lerin karanlık tünelini o kadar çok düşünürüz ki, yaşadığımız bayramların o aydınlık yoldaki fırsatları, sıcacık bir kucaklaşmanın getirdiği mucizevi huzuru göremeyiz bile. Bizler affetmeye direniriz, çünkü ilişkileri, haklılığımızı ve gücümüzü mutlak bir kontrol altında tutma yanılgısına sımsıkı sarılırız. Ancak atalarımızın dediği gibi, "Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar." Hayat, kendine has o eşsiz bilgeliğiyle, bu dünyada hiçbir kırgınlığın sevgiden daha kalıcı olmadığını bize öğretmekle görevlidir. Sevgiyle çarpan bir kalp, yaşadığı sürece akmaya, beslemeye ve yeşertmeye devam etmelidir. Durgun su nasıl yosun tutarsa, küskünlükle bekleyen kalp de öyle kararır. İlişkileri, üzeri kalın bir buz tabakasıyla kaplanmış coşkun bir nehir gibi düşünün. Bizler kıyıda durup o buzun hiç erimemesini, haklılık zırhımızın sonsuza dek bizi korumasını isteriz. Ne var ki bayram gelir, mevsim döner, sıcak bir tebessümle buzlar çatlar ve o gürül gürül sevgi akıntısı başlar. Siz ne kadar direnirseniz direnin, "Su akar, yatağını bulur" gerçeğiyle yüzleşip, o akıntının yenileyici gücüne teslim olmanız gereken o an gelir. O noktada gururunuzda boğulup yalnızlaşmayı mı, yoksa o coşkun suyla birlikte çağlayıp sevdiklerinize dönüşmeyi mi seçeceğinizi belirleyen tek şey, o anki yüce iradenizdir. Her kucaklaşmanın içinde eski öfkelere bir veda barındırdığını kabullenmek, asla pes etmek ya da yenilmek demek değildir; aksine, bu insan olmanın en yüce olgunlaşma biçimidir! Çünkü yepyeni bir barışın bir bedeli vardır: Artık ruhunuza dar gelen kinleri, alınganlıkları, kibirli alışkanlıkları ve kendinizin o eski, katılaşmış yapımızı ardınızda bırakmak. Yeniden sevgiyle doğmak, artık size hizmet etmeyen her şeyi, kendi yarattığınız o "incinmiş" bahaneler de dâhil olmak üzere, azat etmeyi gerektirir. “Ben buyum, asla adım atmam”, “İlk o gelsin, artık çok geç” veya “Taviz verirsem el âlem ne der?” prangalarını paramparça edin! Bırakmak, size yapılanı unutmak veya yok saymak değildir; sadece bazı acıların size vereceği dersi tamamladığını, öfkenin miadının dolduğunu bilgece idrak etmektir. Hayat, haklılık biriktirmekten ibaret değildir; hayat, yeri geldiğinde küskünlük yüklerinden arınıp hafiflemeyi bilmektir. Kalbinizin, geçmişten kalan kırık dökük anılarla, yaşanmış tatsızlıklarla tıka basa dolu bir oda olduğunu hayal edin.  "Zararın neresinden dönülse kârdır" diyerek, o odayı temizleme, işe yaramayan ve sadece ruhunuzda yer kaplayan kin yüklerinden kurtulma vaktiniz gelmedi mi? Çoğu insan, gururundan vazgeçmenin yaratacağı o geçici boşluk hissiyle yüzleşmektense, yalnızlık ve kırık anılarla dolu bir harabede yaşamayı seçer. Oysa içerideki o kasvetli havayı boşaltmadan, bayramın taze, coşkulu ve güzel nefesi içeri nasıl girebilir ki? Başlangıçta bir yenilgi, geri adım atma ya da bir zafiyet gibi görünen her ilk hamle, aslında kılık değiştirmiş muazzam bir barış fırsattır!  "Zahmetsiz rahmet olmaz." Zaman geçtikçe, gururunuzdaki o çöküşün aslında ne kadar gerekli olduğunu, sizi hapsolduğunuz küskünlük zindanından kurtarmak için gereken o sarsıcı itici güç olduğunu anlarsınız. Bazen bayramlar yenilenmeniz için sizden izin istemez; sizi tam da ait olduğunuz o sımsıcak aile kucağına, dost meclisine doğru sertçe ama sevgiyle iter. Evet, ilk adımı atmak korkutucudur. Yanlış anlaşılmaktan, karşılık bulamamaktan, gururunuzun incinmesinden korkarız. Ama asıl neden korkmalısınız biliyor musunuz? Katılaşmaktan! Artık size uymayan o dar öfke kalıplarının içinde çürümekten, küs kalmak daha kolay geldiği için sevdiklerinizi birer birer kaybetmekten ve hayatı koca bir yalnızlık içinde otomatik pilotta harcamaktan ölesiye korkmalısınız. İlk adımı atma korkusu, size herhangi bir reddedilişten çok daha büyük mutluluklara mal olur. Gelecekte yüreğinizi en çok sızlatacak olan şey haklılık savaşını kaybetmeniz değil, sevdikleriniz hayattayken onlara bir kez daha sarılmaya cesaret edememiş olmanızdır. "Son pişmanlık fayda vermez." Barış, her zaman büyük özürlerle, gök gürültüleriyle gelmez. Bazen o kadar sessiz başlar ki... Sıcak bir tebessümle, içten bir "İyi bayramlar" mesajıyla... Tarihi tekerrür ettirmeyi reddettiğiniz, kin tutmaya son verdiğiniz o sihirli an, en büyük devriminizdir. Hayatın –belki de acı bir kayıpla– sizi zorlamasını beklemeyin. İpleri elinize alın ve siz başlayın. İşe yaramayan kini cesurca silin, kalan sağlam sevgi tuğlalarıyla bağlarınızı yeniden inşa edin ve devam edin. İleriye, kucaklaşmaya doğru atılan her adım, ne kadar küçük olursa olsun devasa bir zaferdir. Aynı yerde, aynı inatla saymaktan, ileride kaybettikleriniz için kahrolmaktan korkun; ama barışmak için gururunuzu ezip yeniden başlamaktan asla! Hayat denilen bu eşsiz armağanı kinin karanlığına, öfkenin ateşine ve kırgınlıkların ağırlığına kurban etmeyin; bırakın kalbiniz şefkatle azat olsun. Kurban Bayramı’nız mübarek olsun.  
"Barışmak..." Dile ne kadar da kolay gelen, kulağa ne kadar hoş fısıldanan bir kelime, değil mi?

Ta ki o sarsıcı kırgınlık anı gelip de haklılığınızı kanıtlamak uğruna sığındığınız, "asla taviz vermem" dediğiniz o gurur limanlarını terk etmek zorunda kalana kadar! İşte egomuzun ve hayatın o muazzam tokadı tam da o an yüzümüzde patlar.

Kırgınlıkların bizi koruduğunu sandığımız anlarda, aslında kendi ruhumuza aşılmaz duvarlar ördüğümüzü; bayram sabahının o birleştirici ruhu kapıyı çaldığında o duvarları yıkıp küllerimizden yeniden doğmanın bir zorunluluk olduğunu fark ettiğimiz an, asıl ruhsal uyanışımız başlar.

O ana kadar küs kalmanın güvenli bir kalkan olduğunu düşünürüz ama bir bayram günü değişim rüzgârı estiğinde, kalbimizde bambaşka bir şefkat kapısı açılır. İlk adımı atarken reddedilmekten, zayıf görünmekten ölesiye korkarız; ama unutulmaması gereken bir gerçek var ki, o da en büyük zayıflığın sevgisizliğe teslim olup adım atmaktan kaçınmaktır.

"Her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı vardır." Ve elbet, her küskünlüğün de çiçek açacağı bir bayram sabahı olmalıdır!

Biliyor musunuz? Affetmenin en mucizevi tarafı nedir? Aradaki o soğuk buz kütlesi eridiğinde, ruhunuzun derinliklerindeki görünmez, paslı prangalar da un ufak olur ve bir yanınız sonsuz bir özgürlüğe kavuşur! Evet, gururu yenip ilk adımı atmak başlangıçta nefsinize ağır gelir, acıtır; ancak barışmak, kalbinizin ve hayatınızın direksiyonuna yeniden, daha güçlü bir şekilde geçmenin tek yoludur.

Direksiyona geçtiğimizde sevgi dolu, yepyeni bir yola gireriz. Öfkeye ve alınganlığa o kadar alışmışızdır ki, bu barış yolu başlarda bize çok yabancı gelir. Eski kavgaların, “O bana ne demişti” lerin karanlık tünelini o kadar çok düşünürüz ki, yaşadığımız bayramların o aydınlık yoldaki fırsatları, sıcacık bir kucaklaşmanın getirdiği mucizevi huzuru göremeyiz bile.

Bizler affetmeye direniriz, çünkü ilişkileri, haklılığımızı ve gücümüzü mutlak bir kontrol altında tutma yanılgısına sımsıkı sarılırız. Ancak atalarımızın dediği gibi, "Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar."

Hayat, kendine has o eşsiz bilgeliğiyle, bu dünyada hiçbir kırgınlığın sevgiden daha kalıcı olmadığını bize öğretmekle görevlidir. Sevgiyle çarpan bir kalp, yaşadığı sürece akmaya, beslemeye ve yeşertmeye devam etmelidir.

Durgun su nasıl yosun tutarsa, küskünlükle bekleyen kalp de öyle kararır. İlişkileri, üzeri kalın bir buz tabakasıyla kaplanmış coşkun bir nehir gibi düşünün. Bizler kıyıda durup o buzun hiç erimemesini, haklılık zırhımızın sonsuza dek bizi korumasını isteriz. Ne var ki bayram gelir, mevsim döner, sıcak bir tebessümle buzlar çatlar ve o gürül gürül sevgi akıntısı başlar. Siz ne kadar direnirseniz direnin, "Su akar, yatağını bulur" gerçeğiyle yüzleşip, o akıntının yenileyici gücüne teslim olmanız gereken o an gelir.

O noktada gururunuzda boğulup yalnızlaşmayı mı, yoksa o coşkun suyla birlikte çağlayıp sevdiklerinize dönüşmeyi mi seçeceğinizi belirleyen tek şey, o anki yüce iradenizdir.

Her kucaklaşmanın içinde eski öfkelere bir veda barındırdığını kabullenmek, asla pes etmek ya da yenilmek demek değildir; aksine, bu insan olmanın en yüce olgunlaşma biçimidir! Çünkü yepyeni bir barışın bir bedeli vardır: Artık ruhunuza dar gelen kinleri, alınganlıkları, kibirli alışkanlıkları ve kendinizin o eski, katılaşmış yapımızı ardınızda bırakmak.

Yeniden sevgiyle doğmak, artık size hizmet etmeyen her şeyi, kendi yarattığınız o "incinmiş" bahaneler de dâhil olmak üzere, azat etmeyi gerektirir. “Ben buyum, asla adım atmam”, “İlk o gelsin, artık çok geç” veya “Taviz verirsem el âlem ne der?” prangalarını paramparça edin! Bırakmak, size yapılanı unutmak veya yok saymak değildir; sadece bazı acıların size vereceği dersi tamamladığını, öfkenin miadının dolduğunu bilgece idrak etmektir. Hayat, haklılık biriktirmekten ibaret değildir; hayat, yeri geldiğinde küskünlük yüklerinden arınıp hafiflemeyi bilmektir.

Kalbinizin, geçmişten kalan kırık dökük anılarla, yaşanmış tatsızlıklarla tıka basa dolu bir oda olduğunu hayal edin.  "Zararın neresinden dönülse kârdır" diyerek, o odayı temizleme, işe yaramayan ve sadece ruhunuzda yer kaplayan kin yüklerinden kurtulma vaktiniz gelmedi mi? Çoğu insan, gururundan vazgeçmenin yaratacağı o geçici boşluk hissiyle yüzleşmektense, yalnızlık ve kırık anılarla dolu bir harabede yaşamayı seçer. Oysa içerideki o kasvetli havayı boşaltmadan, bayramın taze, coşkulu ve güzel nefesi içeri nasıl girebilir ki?

Başlangıçta bir yenilgi, geri adım atma ya da bir zafiyet gibi görünen her ilk hamle, aslında kılık değiştirmiş muazzam bir barış fırsattır!  "Zahmetsiz rahmet olmaz." Zaman geçtikçe, gururunuzdaki o çöküşün aslında ne kadar gerekli olduğunu, sizi hapsolduğunuz küskünlük zindanından kurtarmak için gereken o sarsıcı itici güç olduğunu anlarsınız. Bazen bayramlar yenilenmeniz için sizden izin istemez; sizi tam da ait olduğunuz o sımsıcak aile kucağına, dost meclisine doğru sertçe ama sevgiyle iter.

Evet, ilk adımı atmak korkutucudur. Yanlış anlaşılmaktan, karşılık bulamamaktan, gururunuzun incinmesinden korkarız. Ama asıl neden korkmalısınız biliyor musunuz? Katılaşmaktan! Artık size uymayan o dar öfke kalıplarının içinde çürümekten, küs kalmak daha kolay geldiği için sevdiklerinizi birer birer kaybetmekten ve hayatı koca bir yalnızlık içinde otomatik pilotta harcamaktan ölesiye korkmalısınız. İlk adımı atma korkusu, size herhangi bir reddedilişten çok daha büyük mutluluklara mal olur.

Gelecekte yüreğinizi en çok sızlatacak olan şey haklılık savaşını kaybetmeniz değil, sevdikleriniz hayattayken onlara bir kez daha sarılmaya cesaret edememiş olmanızdır. "Son pişmanlık fayda vermez." Barış, her zaman büyük özürlerle, gök gürültüleriyle gelmez. Bazen o kadar sessiz başlar ki... Sıcak bir tebessümle, içten bir "İyi bayramlar" mesajıyla... Tarihi tekerrür ettirmeyi reddettiğiniz, kin tutmaya son verdiğiniz o sihirli an, en büyük devriminizdir.

Hayatın –belki de acı bir kayıpla– sizi zorlamasını beklemeyin. İpleri elinize alın ve siz başlayın. İşe yaramayan kini cesurca silin, kalan sağlam sevgi tuğlalarıyla bağlarınızı yeniden inşa edin ve devam edin. İleriye, kucaklaşmaya doğru atılan her adım, ne kadar küçük olursa olsun devasa bir zaferdir. Aynı yerde, aynı inatla saymaktan, ileride kaybettikleriniz için kahrolmaktan korkun; ama barışmak için gururunuzu ezip yeniden başlamaktan asla!

Hayat denilen bu eşsiz armağanı kinin karanlığına, öfkenin ateşine ve kırgınlıkların ağırlığına kurban etmeyin; bırakın kalbiniz şefkatle azat olsun.

Kurban Bayramı’nız mübarek olsun.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.