Ertele-Me
Ertele-Me
Kainatın şaşmaz bir ritmi var: Doğan her can, çocukluğun telaşsız günlerinden gençliğin coşkusuna, yetişkinliğin ağırlığından yaşlılığın dinginliğine doğru tek yönlü bir nehirde akar.
Kainatın şaşmaz bir ritmi var: Doğan her can, çocukluğun telaşsız günlerinden gençliğin coşkusuna, yetişkinliğin ağırlığından yaşlılığın dinginliğine doğru tek yönlü bir nehirde akar.
Bu akışta hiç kimseye ikinci bir bilet kesilmez. İnsanın zihninin en diri, gücünün en dorukta olduğu o altın çağlar —gençlik ve yetişkinlik yılları— ne yazık ki en hoyratça harcanan, rüzgâr gibi geçip giden anlardır.
İnsan ömrünün bu en verimli çağlarında durup baktığınızda, etrafında hayal kuran ama asla adım atmayan insanlarla dolu olduğunu görürsünüz. Zihinler muazzam fikirlerle, parlak projelerle doludur; fakat eyleme gelindiğinde görünmez bir el freni çekilir. Burada asıl mesele imkânsızlık değildir; asıl mesele, yapabilecek güçteyken yapmayı seçmemektir.
Cebinde sermayesi, zihninde projesi olan birinin kendi işini kurmaktan vazgeçişine bakın:
“Şimdi doğru zaman değil.”
“Hele şu kış bir geçsin…”
“Bahar geldi, yaz tatili bir bitsin, bakarız.”
Zihin bir kez eylemsizliğe sığındığında, bahane üretmek dünyanın en zahmetsiz işi haline gelir. Bilinçaltı konfor alanından çıkmamak için adeta kusursuz bir kalkan örer. Toprağa tohum ekmek için havanın ne çok sıcak ne çok soğuk, rüzgârın sıfır, toprağın kusursuz olmasını beklerseniz; o tohum elinizde çürür, hasat mevsimi çoktan geçmiş olur. Mükemmel zaman diye bir şey yoktur; zaman, siz içine adım attığınızda anlam kazanır.
Koca bir kâinat, cesaretinizi bekleyen nice gizli kapıyı ve keşfedilmemiş imkânı barındırır; fakat bu hazineye ulaşmanın tek anahtarı niyet etmek değil, harekete geçmektir. Yolu sürekli olarak erteleyen değil, yola çıkan kazanır. Öyleyse tereddüdü bir kenara bırakın ve geleceğinizi şekillendirecek o ilk adımı tam şu an atın.
Bugüne dek yeryüzünden milyarlarca insan gelip geçti. Kimi arkasında yeşeren bahçeler bıraktı, kimi ise sadece “yarın yapacaktım” fısıltısını. Zaman, bizim ajandalarımıza ya da keyfimize göre durup beklemez. Akıp giden bir ırmağın kıyısındayız; su gürül gürül akarken testinizi doldurmazsanız, suyun ne zaman çekileceğini ya da o ırmağın başından ne zaman ayrılacağınızı asla bilemezsiniz.
Sürekli yarını bekleyen insan, bugünün getireceği mucizeleri kendi elleriyle boğar. Oysa bugün attığınız cesur bir adım, yarın karşınıza hiç tahmin etmediğiniz kapılar, yepyeni sürprizler olarak çıkar. Her doğan güneş benzersizdir; dünün tekrarı olmadığı gibi yarının garantisi de yoktur.
Zamanın acımasız akışında geriye dönüp baktığında, yarım kalmış heveslerin ve ötelenmiş düşlerin sızısını taşımamak adına; bahanelerin ardına sığınmayı, tereddüt etmeyi ve yaşamı kenardan izlemeyi bırak. Gelecekteki sana içi boş bir "keşke" değil, cesaretle yaşanmış bir ömür bırakmak istiyorsan, nefes aldığın bu anı milat kabul et ve adım at.
Zamanın hakkını verin; çünkü gerçek huzur, yarına borçlu kalmadan bugünü tamamlayabilenlerin mükâfatıdır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

