Buzdağının Ardındaki Dev
Buzdağının Ardındaki Dev
Denizin o sakin, pürüzsüz çarşafına bakarken altındaki derin dehlizleri unuturuz. İnsan da böyledir.
Denizin o sakin, pürüzsüz çarşafına bakarken altındaki derin dehlizleri unuturuz. İnsan da böyledir.
Toplumsal vitrinde gururla sergilediğimiz, her sabah özenle ütüleyip üzerimize geçirdiğimiz o "kabul edilebilir", kibar ve uysal maske, aslında varlığımızın yalnızca küçük bir parçasıdır. Bizler, neşeyle gülen, her şeye baş sallayan o kusursuz porselen bebekten ibaret değiliz. Bu sahte sükûnetin hemen altında, buzdağının karanlık ve soğuk sulara gömülmüş devasa gövdesi yatar. Bazen hiç umulmadık bir anda, en sakin limanda bile aniden patlayan o fevri öfkeler, mantık duvarlarını bir gecede yıkan kıskançlık krizleri ya da durup dururken gelen o dipsiz çaresizlik hissi nereden beslenir sanıyorsunuz? Görünürde hiçbir sebep yokken ruhu esir alan o fırtınalar, suyun altındaki o muazzam kütlenin derinlerden yukarıya doğru yaptığı sert bir hamleden başka bir şey değildir.
Çocukluğumuzu düşünelim... Henüz birer ham toprakken, o toprağa atılan tohumları. Belki sert bir ebeveyn eliyle fırlatılan ağır bir ceza, belki bir haksızlığın ruhumuzda bıraktığı o soğuk kırbaç izi, belki de susturulan çığlıklarımız... Toplumun kalıplarına uymayan, ailemizin yadırgadığı ya da kültürümüzün "ayıp", "kusur", "zayıflık" etiketi yapıştırdığı ne kadar parçamız varsa, hepsini büyük ve ağır bir çuvala doldurduk. Sonra da o çuvalı zihnimizin en dibindeki, o nemli ve karanlık mahzene fırlatıp attık. İşte yüzleşmekten köşe bucak kaçtığımız o ağır çuval, bizim "gölgemizdir". Eğer zamanında aklımızın o bereketli toprağına ekilen bu istenmeyen yabani otlara biz müdahale etmezsek, bir süre sonra o kökler sinsice tüm hayatımızı yönetmeye başlar. Siz onu unuttuğunuzu sanırsınız ve sizi rahatsız eden düşünceler o mahzenin kilidini zorlayan bir esir gibi gün yüzüne çıkacağı anı bekler.
Altın Gölge Ancak burada, insanlığın yüzyıllardır düştüğü sinsi ve trajik bir yanılgı yatar. Bizler, o karanlık mahzene fırlattığımız çuvalın sadece günahtan, zehirden, öfkeden ya da ilkel arzulardan ibaret olduğuna inandırıldık. Kendimizi o kadar suçlu hissettik ki mahzenin kapısına kilit üstüne kilit vurduk. Oysa o zengin, simsiyah bilinçaltı toprağına kendi ellerimizle gömdüğümüz şey sadece bir atık yığını değildir. Orada, yanlış zamanda ekildiği ya da o dönemin iklimi sert olduğu için yeşermesine izin verilmemiş nadide, göz kamaştırıcı tohumlar da uyur. Biz bu gizli hazineye "Altın Gölge" diyoruz. Çocukken "Sesini çıkarma, uslu ol" denilerek susturulmuş muazzam bir sanatsal coşku; "Çok öne çıkma, göze batarsın" diye budanmış bir liderlik dehası; ya da "Başkaları kırılmasın" diyerek yutulmuş, aslında insanın kendi sınırlarını çizmesini sağlayacak o kutsal ve haklı öfke... Hepsi o çuvalın içinde, tozlanmış bir sandıkta parlamayı bekler. Hayatın engebeli, çamurlu ve sarp yollarında motorunuzu ateşleyecek, düştüğünüz o dipten sizi tek bir hamleyle kaldıracak asıl güç, o vitrindeki sahte parıltıda değildir. Asıl güç, karanlık mahzende unuttuğunuz o ham, vahşi ve saf enerjide gizlidir.
Ya da en zorlu arazi şartlarını, çamurlu dik yamaçları fethetmek için tasarlanmış, kaputunun altında yüzlerce beygirlik vahşi bir güç barındıran o muazzam arazi aracını getirin gözünüzün önüne. Siz o canavarı, "Aman motoru çok ses çıkarıyor, etrafa çamur sıçratmak ayıptır" diyerek sadece pürüzsüz, sıkıcı ve dümdüz şehir asfaltında, düşük devirde sürmeye zorlarsanız, o motorun gerçek çığlığını hiç duyabilir misiniz? İşte altın gölgeniz, hayatın o engebeli parkurlarında çamura saplandığınızda, sizi o bataklıktan tek bir devirle çekip çıkaracak olan o susturulmuş beygir gücünün ta kendisidir.
Görünmez Kelepçeler: "Evet" Hastalığı ve Mükemmeliyetçilik Bu gücü hapsettiğimizde hayat bizi sinsi semptomlarla cezalandırır. Gün gelir, kendinizi sürekli yorgun, tükenmiş ve ruhsuz hissedersiniz. Yataktan kalkacak enerjiyi bulamazsınız. Neden biliyor musunuz? Çünkü karşınıza çıkan her insana, her isteğe, kalbiniz "Hayır" diye haykırırken dudaklarınızdan o sahte, uysal "Evet" dökülmektedir. İnsanları kırmamak, o sahte ve cici vitrini korumak adına her şeye evet demek kulağa iyi bir fikir gibi gelebilir. Fakat acı gerçek şudur: Başkalarının her arzusuna harcadığınız her "Evet", kendi hayatınıza, kendi zamanınıza ve öz saygınıza vurulmuş kanlı bir "Hayır"dır. Ruh, bu ihaneti asla unutmaz ve faturasını ağır ödetir. İşte tam bu noktada, duygularını bastırarak güçlü kalacağını sanan o "mantık abideleri" sahneye çıkar. Duyguları birer zayıflık belirtisi olarak görüp onları zindana kilitlerler. Çelikten bir mükemmeliyetçilik zırhı kuşanırlar; etraflarındaki her şeyin, her insanın kusursuz olmasını talep ederler. Bu amansız mükemmeliyetçilik, aslında içteki o değersizlik ve travma korkusunu gizlemeye çalışan çaresiz bir çabadır.
Fakat gölge, kontrolü kaybettiğiniz an pusudan çıkar. Mantık duvarları iskambil kağıtları gibi yıkılır; o kusursuz insan aniden mantıksızlığın girdabına kapılır. Kıskançlık krizleri, kontrolsüz öfke patlamaları ve ardından gelen derin bir buhran... Zırh parçalanmıştır.
Yazarın Sezgisel Notu: Burada anlatılanlar sadece psikolojik birer terim değildir; bu satırlar, ruhun derinliklerinde kaybolmuş parça parçalarınızı bir araya getirme çağrısıdır. Eğer bu satırları okurken içinizde bir yerlerde bir sızı, tanıdık bir sıkışma ya da adını koyamadığınız bir isyan dalgası uyanıyorsa, sezgileriniz size fısıldıyordur: Mahzenin kapısına geldiniz. İçerideki dev uyanmak istiyor.
Şimdi durup aynaya bakma vaktidir. Vitrindeki o uysal, her şeye evet diyen, mükemmel olmaya çalışırken parça parça dökülen insana değil; o aynanın arkasındaki karanlığa bakma vakti. O mahzen, sadece korkularınızın mezarlığı değil; yaşanmamış efsanelerinizin, prangaya vurulmuş dehanızın ve bastırılmış cesaretinizin yegane tapınağıdır. Elinize meşaleyi alın ve o karanlığa korkusuzca yürüyün. Çünkü sizi kurtaracak olan şey, dışarıda aradığınız kurtarıcılar değil; o çuvalın dibinde unuttuğunuz, saksılara sığmayan o asil meşenin kökleridir. Kendinize ait olan o altını çamurun içinden çekip çıkarın. Efsaneniz, siz ondan vazgeçseniz bile, sizden vazgeçmiyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

