İslâmî kültürü yeterli olmayan kişilerle siyasi tartışma yapmak, itikadı yönden son derece tehlike arz eder.
Çünkü, insan fıtratında karşısındaki şahsa üstünlük sağlamak gibi bir hastalık var. Bu nedenle karşı tarafı çok rahat karalayabiliyor. İnsan iradesini teslim ettiği liderinin veya mensubu olduğu siyasi partinin hatalarını meşru göstermek için muhataplarına iftira bile atabiliyor.
Bazı insanlara karşı uydurulan yalan ve iftiralar, rüzgara karşı tükürmek gibi olsa bile, üste çıkabilmek için nefsani duygular ile bu yol tercih edilebiliyor. Dürüst kişiliği ve şahsiyetli duruşu herkes tarafından bilinen bir insanı karalama iddiası, iddia sahibini küçük duruma düşürmüş olsa bile bu hastalıktan vaz geçilmiyor.
Hatırlanacağı üzere zamanın İç İşleri Başkanı; toplumun huzurunda Sayın Temel Karamollaoğlu için çok iddialı bir şekilde "PKK ile sözleşme imzaladı" demişti. Karamollaoğlu da "İspat edemeyen şerefsizdir" diye cevap vermişti. İspat edilebildi mi? El cevap Hayır. Peki sonuç? İddia iftira edenin elinde patladı.
Cuma günü cep telefonum çaldı. Arayan Milli Görüş emektarı bir abimiz. Ses tonundan birileri ile tartıştığı belli olan bir ifade ile. "Başkanım Temel Karamollaoğlu faiz toplumun benimsediği bir durumdur dedi mi" diye sordu. Veya buna benzer bir ifade kullandı. Ben duymadım dedim. Herhalde telefonun mikrofonu açık olacak ki, tartıştığı kişi olacak şahıs yüksek sesle "inkâr etmeyin" diye bağırdı. Böyle fikri yapısı bozuk, tartışma kültürü olmayan kişiler ile tartışmak bir yana, adam yerine koyup muhatap bile kabul etmem. Beni tanımayan birisinin, onun iddiasını yalanlar veya çürütür nitelikte olmayan "duymadım" sözüm üzerine "inkâr etmeyin" demesi, beni inkarcı olmakla itham etmesi bakımından son derece çirkin bir şey. Sert, kırıcı ve birazda hakaret içeren bir ifade kullandıktan sonra "Dolmuşdayım ağzımı bozdurma" dedim ve telefonu kapattım.
Sayın Karamollaoğlu gibi bir beyefendinin Allah'ın (c.c.) kuralları ile çelişki arz edecek bir ifade kullanmayacağına adım gibi eminim. Ama, Sayın Erdoğan'ın "Faiz dünya gerçeği" sözünü meşru gösterebilmek için, bilge bir insana iftira atılmasının insanı din çizgisinin dışına atacağını da biliyorum.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Cehil'i defalarca İslam'a davet ediyor. Ama o inkâr hastalığından vaz geçmiyor ve "Aslında ben onun peygamber olduğunu biliyorum. Ancak, onlarla bizim aramızda üstünlük yarışı var. Ben Muhammed'in (s.a.v.) peygamber olduğunu kabul edersem, onlara karşı nasıl üstünlük sağlayabiliriz" dediği de biliniyor. Yani, bu tür karalamalar; din dışı kalma pahasına olsa bile üstünlük kavgası. Halbuki, üstünlük takvadadir, Allah'a (c.c.) teslim olmaktadır. İftira ile üstünlük sağlamak için, bir Müslüman’ı dini çerçevenin dışına atacak iftira uyduranlar, kendilerini tam da cehennemin ortasında bulurlar.
Duamız odur ki Allah (c.c.); müfterileri ıslah ve tövbekar eylesin. Nedamet duymayanların da ateşleri bol olsun.
