Vizyon Kuyumcu
Muhtarın Not Defteri
Köşe Yazarı
Muhtarın Not Defteri
 

Sabit taksitlerle kaçan evler

80 Ay değil, bir ömür boyu kovalamaca! Ev sahibi olma hayaliyle girilen sistemlerdeki yüzde 40 tuzağının şifreleri yazıda. Siz taksit ödedikçe artan ev fiyatları, teslimat barajını yukarı çekiyor; hedeflenen süreler kağıt üzerinde kalıyor. Ünlülerin gülen yüzleri, bitmeyen taksitler ve Bankerler Krizi’ni hatırlatan o büyük risk: Tavşan-tazı yarışının perde arkası... Türkiye’nin ekonomik ikliminde dar gelirlinin en büyük hayali, başını sokabileceği bir yuva sahibi olmak. Ancak banka kredilerinin ulaşılamaz olduğu, faiz oranlarının tırmandığı bu dönemde, faizsiz, peşinatsız ve kurayla sadece 5 ayda ev sahibi yapma vaadi sunan tasarruf finansman şirketleri, bu hayalin en büyük adresi haline geldi. Vitrinlerdeki parlak ışıklara, sevilen ünlülerin yer aldığı reklam filmlerine baktığınızda her şey çok kolay görünüyor. Fakat rakamların soğuk dünyasına girdiğinizde, bu sistemin aslında trajik bir "tavşan-tazı" yarışına dönüştüğünü görmek için uzman olmaya gerek yok. 7 YILLIK SABIR SINAVI BAŞLIYOR Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci merakıyla, bu firmalardan birinin kapısını "müşteri" sıfatıyla çaldım. Masaya oturduğumda önüme konulan tablo, sistemin neden bir çözüm değil, bir zaman öğütme makinesi olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Bugün 3 milyon liralık mütevazı bir ev hayaliyle kapıdan girdiğinizde, size geri dönüşü olmayan bir giriş ücreti ödetiliyor ve ardından aylık 15 bin TL gibi uygun görünen taksitlerle bir plan sunuluyor. Şirket size, "Evin bedelinin yüzde 40'ına ulaşınca teslimat grubuna (kuraya) dahil olursunuz” diyor. Kağıt üzerinde bu hedefe ulaşmak 80 ay, yani yaklaşık 7 yıllık bir sabır sınavı gibi görünüyor. Ancak tam bu noktada, o meşhur tavşan-tazı yarışı başlıyor. Siz aylık 15 bin TL ödeyerek 3 milyonun yüzde 40'ı olan 1,2 milyon liraya ulaşmaya çalışırken, enflasyon canavarı boş durmuyor. Siz o hedefe doğru koşarken, konut fiyatları 5 milyona, ardından 13 milyona fırlıyor. İşte sistemin en büyük kara deliği burada devreye giriyor. Evin fiyatı 13 milyon liraya çıktığında, sistem size, “Hala kuraya giremezsin, çünkü yeni fiyatın yüzde 40'ına (5,2 milyon TL) henüz ulaşmadın" diyor. Yani 80 ay olarak planladığınız o kuraya girme süresi, bir anda ucu bucağı görünmeyen bir belirsizliğe evriliyor. Tazı ne kadar hızlı koşarsa koşsun, sistemin uzağına fırlatılan o tavşan (yani evin güncel fiyatı) her zaman bir adım önde kalıyor. Vatandaş, bitiş çizgisi sürekli ileri taşınan bir pistte, nefesi tükenene kadar koşturuluyor. GÜLER YÜZLÜ ÜNLÜLER, NEŞELİ MÜZİKLER Bu matematiksel karanlığın karşısında ise bambaşka bir dünya parlıyor. Televizyonu her açtığımızda karşımıza çıkan gülen yüzler, ünlü isimler ve neşeli reklam müzikleri... Vatandaş, sevdiği sanatçının referansıyla sisteme adım atarken aslında bir finansal modele değil, o reklamın yarattığı huzur illüzyonuna ikna oluyor. Ancak açık kaynaklardaki istatistikler ve şikayet platformlarındaki veriler, reklamların sustuğu noktada gerçeklerin konuşmaya başladığını gösteriyor. Teslimat sürelerinin aniden ötelenmesi ve artan konut fiyatları karşısında çaresiz kalanların feryatları, reklam müziklerini bastıracak seviyeye ulaştı. Görüştüğüm müşteri temsilcisinin, bu imkansızlığı sorguladığımda verdiği öfkeli tepki ise sistemin en büyük açığının "soru soran müşteri" olduğunu kanıtlıyordu. BANKERLER DE ENFLASYONA ÇARPMIŞTI Manzara, Türkiye’nin hafızasından silinmeyen o meşhur “Bankerler Krizi”ni ve Banker Kastelli’yi hatırlatıyor. 1980’lerin başında, köşe başındaki berberlerin bile birer "banker" kesildiği, insanların para yatırmak için sıraya girdiği o kaotik günlerde de manzara farklı değildi. Bugünün plaza katlarındaki modern modeller, yasal bir kılıfa ve lüks ofislere bürünmüş olsa da; matematiksel gerçeği ıskalayan her sistemin sonu tarihsel bir tekerrürden ibarettir. O gün berber dükkanlarında bile kurulan hayaller nasıl enflasyon duvarına çarpıp dağıldıysa, bugün bitmeyen taksitlerle kovalanan ev hayalleri de aynı sert gerçekle yüzleşme riski taşıyor. DEVLET GARANTİSİ DEĞİL, DEVLET DENETİMİ VAR Vatandaş, elindeki aracını satıp yastık altındaki altınını bozdurup bu sisteme dahil olurken aslında elindeki “gerçek varlığı” verip karşılığında bir “bekleme süresi” satın alıyor. “Devlet garantisi var” denilerek verilen yanıtlar ise büyük bir yanılgıdan ibaret; zira bu şirketlerde bankalardaki gibi bir mevduat sigortası bulunmuyor. Devlet sadece bu şirketleri denetlemekle görevli. Alım gücü her geçen gün eriyen vatandaşın, bitiş çizgisinde kendisini beklediğini sandığı o evin hala yerinde olup olmadığını bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Belki de ev 80 ay ilerideki bir başka çizgiye kaçmıştır.
Ekleme Tarihi: 25 Ocak 2026 -Pazar
Muhtarın Not Defteri

Sabit taksitlerle kaçan evler

80 Ay değil, bir ömür boyu kovalamaca! Ev sahibi olma hayaliyle girilen sistemlerdeki yüzde 40 tuzağının şifreleri yazıda.

Siz taksit ödedikçe artan ev fiyatları, teslimat barajını yukarı çekiyor; hedeflenen süreler kağıt üzerinde kalıyor. Ünlülerin gülen yüzleri, bitmeyen taksitler ve Bankerler Krizi’ni hatırlatan o büyük risk: Tavşan-tazı yarışının perde arkası...

Türkiye’nin ekonomik ikliminde dar gelirlinin en büyük hayali, başını sokabileceği bir yuva sahibi olmak. Ancak banka kredilerinin ulaşılamaz olduğu, faiz oranlarının tırmandığı bu dönemde, faizsiz, peşinatsız ve kurayla sadece 5 ayda ev sahibi yapma vaadi sunan tasarruf finansman şirketleri, bu hayalin en büyük adresi haline geldi. Vitrinlerdeki parlak ışıklara, sevilen ünlülerin yer aldığı reklam filmlerine baktığınızda her şey çok kolay görünüyor. Fakat rakamların soğuk dünyasına girdiğinizde, bu sistemin aslında trajik bir "tavşan-tazı" yarışına dönüştüğünü görmek için uzman olmaya gerek yok.

7 YILLIK SABIR SINAVI BAŞLIYOR
Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci merakıyla, bu firmalardan birinin kapısını "müşteri" sıfatıyla çaldım. Masaya oturduğumda önüme konulan tablo, sistemin neden bir çözüm değil, bir zaman öğütme makinesi olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Bugün 3 milyon liralık mütevazı bir ev hayaliyle kapıdan girdiğinizde, size geri dönüşü olmayan bir giriş ücreti ödetiliyor ve ardından aylık 15 bin TL gibi uygun görünen taksitlerle bir plan sunuluyor. Şirket size, "Evin bedelinin yüzde 40'ına ulaşınca teslimat grubuna (kuraya) dahil olursunuz” diyor. Kağıt üzerinde bu hedefe ulaşmak 80 ay, yani yaklaşık 7 yıllık bir sabır sınavı gibi görünüyor.

Ancak tam bu noktada, o meşhur tavşan-tazı yarışı başlıyor. Siz aylık 15 bin TL ödeyerek 3 milyonun yüzde 40'ı olan 1,2 milyon liraya ulaşmaya çalışırken, enflasyon canavarı boş durmuyor. Siz o hedefe doğru koşarken, konut fiyatları 5 milyona, ardından 13 milyona fırlıyor. İşte sistemin en büyük kara deliği burada devreye giriyor. Evin fiyatı 13 milyon liraya çıktığında, sistem size, “Hala kuraya giremezsin, çünkü yeni fiyatın yüzde 40'ına (5,2 milyon TL) henüz ulaşmadın" diyor. Yani 80 ay olarak planladığınız o kuraya girme süresi, bir anda ucu bucağı görünmeyen bir belirsizliğe evriliyor. Tazı ne kadar hızlı koşarsa koşsun, sistemin uzağına fırlatılan o tavşan (yani evin güncel fiyatı) her zaman bir adım önde kalıyor. Vatandaş, bitiş çizgisi sürekli ileri taşınan bir pistte, nefesi tükenene kadar koşturuluyor.

GÜLER YÜZLÜ ÜNLÜLER, NEŞELİ MÜZİKLER
Bu matematiksel karanlığın karşısında ise bambaşka bir dünya parlıyor. Televizyonu her açtığımızda karşımıza çıkan gülen yüzler, ünlü isimler ve neşeli reklam müzikleri... Vatandaş, sevdiği sanatçının referansıyla sisteme adım atarken aslında bir finansal modele değil, o reklamın yarattığı huzur illüzyonuna ikna oluyor. Ancak açık kaynaklardaki istatistikler ve şikayet platformlarındaki veriler, reklamların sustuğu noktada gerçeklerin konuşmaya başladığını gösteriyor. Teslimat sürelerinin aniden ötelenmesi ve artan konut fiyatları karşısında çaresiz kalanların feryatları, reklam müziklerini bastıracak seviyeye ulaştı. Görüştüğüm müşteri temsilcisinin, bu imkansızlığı sorguladığımda verdiği öfkeli tepki ise sistemin en büyük açığının "soru soran müşteri" olduğunu kanıtlıyordu.

BANKERLER DE ENFLASYONA ÇARPMIŞTI
Manzara, Türkiye’nin hafızasından silinmeyen o meşhur “Bankerler Krizi”ni ve Banker Kastelli’yi hatırlatıyor. 1980’lerin başında, köşe başındaki berberlerin bile birer "banker" kesildiği, insanların para yatırmak için sıraya girdiği o kaotik günlerde de manzara farklı değildi. Bugünün plaza katlarındaki modern modeller, yasal bir kılıfa ve lüks ofislere bürünmüş olsa da; matematiksel gerçeği ıskalayan her sistemin sonu tarihsel bir tekerrürden ibarettir. O gün berber dükkanlarında bile kurulan hayaller nasıl enflasyon duvarına çarpıp dağıldıysa, bugün bitmeyen taksitlerle kovalanan ev hayalleri de aynı sert gerçekle yüzleşme riski taşıyor.

DEVLET GARANTİSİ DEĞİL, DEVLET DENETİMİ VAR
Vatandaş, elindeki aracını satıp yastık altındaki altınını bozdurup bu sisteme dahil olurken aslında elindeki “gerçek varlığı” verip karşılığında bir “bekleme süresi” satın alıyor. “Devlet garantisi var” denilerek verilen yanıtlar ise büyük bir yanılgıdan ibaret; zira bu şirketlerde bankalardaki gibi bir mevduat sigortası bulunmuyor. Devlet sadece bu şirketleri denetlemekle görevli. Alım gücü her geçen gün eriyen vatandaşın, bitiş çizgisinde kendisini beklediğini sandığı o evin hala yerinde olup olmadığını bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Belki de ev 80 ay ilerideki bir başka çizgiye kaçmıştır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.