Vizyon Kuyumcu

Yanan Sadece Ağaçlar Değil!

Gündem 31.07.2026 - 00:52, Güncelleme: 31.07.2026 - 00:52
 

Yanan Sadece Ağaçlar Değil!

Yaz mevsimi eskiden denizin, çocuk seslerinin ve çam kokusunun mevsimiydi.

Şimdi ise televizyon ekranlarını açtığımızda ilk gördüğümüz şey çoğu zaman gökyüzünü kaplayan siyah dumanlar oluyor. Alevlerin arasından yükselen yardım çığlıkları, yuvasını kaybeden hayvanlar ve küle dönmüş ormanlar... Sanki her yaz, aynı acıyı yeniden yaşamaya mahkûm oluyoruz. Bir ağacın büyümesi onlarca yıl sürüyor. Maalesef ağacı yok etmek için bazen birkaç dakika yetiyor. Üstelik yanan yalnızca ağaçlar değil; bir sincabın yuvası, bir kuşun kanadı, toprağın bereketi, yağmurun dengesi ve insanın nefesi de o alevlerle birlikte yok oluyor. İklim değişikliği artık bilim insanlarının raporlarında kalan bir başlık değil. Daha sıcak geçen yazlar, uzayan kuraklık dönemleri ve sertleşen rüzgârlar, doğayı her geçen yıl biraz daha savunmasız bırakıyor. Fakat doğanın karşısındaki en büyük tehdit hâlâ insanın ihmali. Dikkatsizlik, sorumsuzluk ve "Bana bir şey olmaz" düşüncesi, bazen binlerce hektarlık ormanı sessizce ölüme sürüklüyor. Her büyük yangından sonra aynı cümleleri duyuyoruz: "Geçmiş olsun.", "Yaralar sarılacak.", "Ağaçlandırma çalışmaları başlayacak." Elbette bunlar önemlidir. Ancak asıl başarı, yaraları sarmak değil, yaranın hiç açılmamasını sağlamaktır. Bir ülkenin doğaya verdiği değer, yangın çıktıktan sonra gösterdiği çabayla değil; yangın çıkmaması için aldığı önlemlerle ölçülür. Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne daha yüksek binalar ne de daha geniş yollar olacaktır. Onlara bırakacağımız en değerli miras, gölgesinde dinlenebilecekleri bir ağaç, temiz bir nefes ve kuş sesleriyle uyanabilecekleri bir sabah olacaktır. Bir orman yandığında yalnızca bugünü kaybetmeyiz. Geleceğimizden de eksiliriz. Çünkü doğa, insana ait bir miras değil; bizden sonraki nesillerden ödünç aldığımız en büyük emanettir. Belki de artık siren seslerini değil, rüzgârın çam ağaçları arasında dolaşırken çıkardığı o huzurlu sesi duymayı hak ediyoruz. Bunun için yapılması gereken ilk şey, doğayı seyretmekten vazgeçip onu gerçekten korumaya başlamaktır. Aksi hâlde geriye yalnızca duman, kül ve "Keşke..." ile başlayan cümleler kalacak. Bizler bugünü bir şekilde yaşıyoruz ama gelecek nesiller böyle giderse yaşayacak bir dünya bulamayabilirler
Yaz mevsimi eskiden denizin, çocuk seslerinin ve çam kokusunun mevsimiydi.

Şimdi ise televizyon ekranlarını açtığımızda ilk gördüğümüz şey çoğu zaman gökyüzünü kaplayan siyah dumanlar oluyor.

Alevlerin arasından yükselen yardım çığlıkları, yuvasını kaybeden hayvanlar ve küle dönmüş ormanlar...

Sanki her yaz, aynı acıyı yeniden yaşamaya mahkûm oluyoruz.

Bir ağacın büyümesi onlarca yıl sürüyor.

Maalesef ağacı yok etmek için bazen birkaç dakika yetiyor.

Üstelik yanan yalnızca ağaçlar değil; bir sincabın yuvası, bir kuşun kanadı, toprağın bereketi, yağmurun dengesi ve insanın nefesi de o alevlerle birlikte yok oluyor.

İklim değişikliği artık bilim insanlarının raporlarında kalan bir başlık değil.

Daha sıcak geçen yazlar, uzayan kuraklık dönemleri ve sertleşen rüzgârlar, doğayı her geçen yıl biraz daha savunmasız bırakıyor.

Fakat doğanın karşısındaki en büyük tehdit hâlâ insanın ihmali.

Dikkatsizlik, sorumsuzluk ve "Bana bir şey olmaz" düşüncesi, bazen binlerce hektarlık ormanı sessizce ölüme sürüklüyor.

Her büyük yangından sonra aynı cümleleri duyuyoruz:

"Geçmiş olsun.", "Yaralar sarılacak.", "Ağaçlandırma çalışmaları başlayacak." Elbette bunlar önemlidir.

Ancak asıl başarı, yaraları sarmak değil, yaranın hiç açılmamasını sağlamaktır.

Bir ülkenin doğaya verdiği değer, yangın çıktıktan sonra gösterdiği çabayla değil; yangın çıkmaması için aldığı önlemlerle ölçülür.

Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne daha yüksek binalar ne de daha geniş yollar olacaktır.

Onlara bırakacağımız en değerli miras, gölgesinde dinlenebilecekleri bir ağaç, temiz bir nefes ve kuş sesleriyle uyanabilecekleri bir sabah olacaktır.

Bir orman yandığında yalnızca bugünü kaybetmeyiz.

Geleceğimizden de eksiliriz.

Çünkü doğa, insana ait bir miras değil; bizden sonraki nesillerden ödünç aldığımız en büyük emanettir.

Belki de artık siren seslerini değil, rüzgârın çam ağaçları arasında dolaşırken çıkardığı o huzurlu sesi duymayı hak ediyoruz.

Bunun için yapılması gereken ilk şey, doğayı seyretmekten vazgeçip onu gerçekten korumaya başlamaktır.

Aksi hâlde geriye yalnızca duman, kül ve "Keşke..." ile başlayan cümleler kalacak.

Bizler bugünü bir şekilde yaşıyoruz ama gelecek nesiller böyle giderse yaşayacak bir dünya bulamayabilirler

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.