Sırt Çantası
Sırt Çantası
Gençlik yıllarımdı, sporla iç içe olduğum dönemler... Düzenli basketbol antrenmanları ve egzersizlerle bacaklarımı güçlendirirdim.
Gençlik yıllarımdı, sporla iç içe olduğum dönemler... Düzenli basketbol antrenmanları ve egzersizlerle bacaklarımı güçlendirirdim.
Gezmeyi de bir o kadar severdim. Öğrenci harçlığımla, kısıtlı bütçelerle çıkardım yollara. Yalnızlığı sevdiğim için az parayla çok yer görmeyi hedeflerdim. Sırt çantamda sadece uyku tulumum, birkaç parça çamaşırım ve spor kıyafetlerim olurdu. Tatile bu kadar az eşyayla çıktığımı görenler şaşırır, yanıma birkaç şey daha almam gerektiğini söylerlerdi. Ama ben inatla reddederdim.
Tatillerimde saatlerce, hiç dinlenmeden yürüdüğüm olurdu. En güzel tatilin yürüyerek yapılan tatil olduğunu o zamanlar keşfetmiştim; gerçi bugün aynı tempoyu yakalayabilir miyim, meçhul... Saatler geçtikçe sırtımdaki o "tüy gibi" çanta ağırlaşmaya, adeta bir gülle halini almaya başlardı. Sporcu olmama rağmen yaşadığım bu bedensel yorgunluk, bana sırt çantamı neden hep hafif tutmam gerektiğini çok iyi öğretmişti.
Yıllar akıp geçti ve ben şu gerçeği fark ettim: Hayat da tıpkı o gençlik yıllarımda çıktığım uzun yürüyüşler gibi bir yolculuk. Doğuyor, büyüyor, yaşlanıyoruz ve yaşadığımız her şeyden bir tecrübe ediniyoruz. Ancak başımıza gelen kötü olaylar, uğradığımız haksızlıklar ve olumsuzluklar zihnimizde birikiyor. Tıpkı o sırt çantası gibi, bu olumsuz duyguları da ömrümüzün sonuna kadar zihnimizde taşıyoruz. Üstelik bu görünmez yükleri bir kenara bırakmayı çoğu zaman başaramıyoruz.Önemli olan dış dünyada neyle mücadele ettiğinizden ziyade, kendi zihninizde neler olup bittiğidir. Unutmayınız ki aklınızda devamlı ağırladığınız fikirler, bir süre sonra düşünce yapınızın ayrılmaz bir parçası oluyor. Akıl bu fikirlerin size yararlı mı yoksa sizin düşüncelerinizi törpüleyen sizin keyfinizi kaçıran düşünceler olup olmadığına bakmıyor.
Düşünce yapınızı olumlu ve bilinçli bir disiplinle yapılandırmalısınız. Endişelenmenin mevcut sonucu değiştirmeyeceği gerçeği göz önüne alındığında, "korkunun ecele faydası yoktur" atasözü burada da karşımıza çıkmaktadır. Zihninizi bulandıran rahatsız edici şüpheler, tıpkı çivili bir ayakkabıyla yol almaya çalışmak misali, her aklınıza geldiğinde yalnızca içsel huzurunuzu zedeler.Dertler ve tasalar içimizde biriktikçe bize zarar vermeye, ruhumuzu iflasa sürüklemeye başlar. Kin, nefret ve kıskançlık gibi zehirli duyguların kölesi oldukça, mutsuzluk adeta kaderimiz haline gelir. Çünkü kim olduğumuz, ne bildiğimizle değil; içimizde neyi yaşattığımızla şekilleniyor. En korkutucu olan da bu;zihninizde büyüttüğünüz her olumsuz düşünce, sizi mutsuzluk ve yorgunluk sarmalına bir adım daha yaklaştırıyor.
Sonuç mu? Unutkanlık, karşındakini dinleyememe, bedenen orada ama zihnen bambaşka yerlerde olma hali... Bulunduğunuz anın tadını çıkaramadan akıp giden saatler... Geçmişin pişmanlıklarıyla boğuşurken geleceği planlayamamak... Oysa giden an bir daha geri gelmiyor. Heybeniz geçmişin gereksiz düşünceleriyle o kadar dolmuş ki, ileriye bakacak mecaliniz kalmıyor.
Zihin tıka basa dolu, yeniye yer yok. Belirsizlik içinizi kemiriyor, bedeniniz esir düşüyor. Zihniniz sürekli geçmişin faturalarını ödemenin, kaybedilenleri geri almanın ya da intikamın yollarını arıyor. Bu duygular benliğinizi bir sarmaşık gibi sarıyor. Size o yanlışları yapan insanlar hayatınızdan çıkıp gitmiş olsa bile, onların bıraktığı olumsuz duygular zihninize bir yılan gibi çöreklenip yeni düşüncelerinizi zehirlemeye devam ediyor.
Bir gün dönüp arkanıza baktığınızda, "Ben zaten böyle biriyim" diyerek boyun eğdiğiniz o aciz karakterin, aslında yıllar boyu kendi ellerinizle biriktirdiğiniz küçük ve zayıf düşüncelerin toplamından ibaret olduğunu görürsünüz.
Bu kini ve nefreti yıkmak tamamen sizin elinizde. Ancak bunun için önce "bir gecede büyük değişim" masalından uyanmalısınız. Huzurlu bir ruh hali, bir gecede alınmış bir karar değil; her gün damla damla inşa edilen bir mirastır.
Aksi takdirde zihniniz işlevini yitirir. Sürekli şüphe ve pişmanlık sizi ileriye taşımaz; aksine yerinizde saydırır, hatta geriye götürür. Kafanızın içindeki o şüphe dolu birikimleri siz yönetemezseniz, onlar sizi yönetmeye başlar ve sizi yavaş yavaş tüketir.
Bu durum size ruhsal bir çöküntü, yorgunluk ve tedirginlik olarak geri döner. Geceleri uyusanız bile, dinlenen sadece bedeninizdir; zihin şüphelerle uyanık kalır. Şüphe ve tedirginlik zihnin zehridir; kafaya taktıkça bu zehri kendi ellerinizle içer, olayların sizi yönetmesine izin verirsiniz.
Tüm bunların tek bir çözümü var: Kafanızdaki tıka basa dolu o gereksiz düşünce yığınını boşaltmak için harekete geçmek. Gereksiz ve size zarar veren düşüncelerden arındıkça hafifleyecek ve rahatlayacaksınız.
Geçmişteki hatalara veya haksızlıklara takılıp kalmak yerine, iyileşme sürecini başlatmak adına üretkenliğe yönelin. Durağanlık olumsuz düşünceleri beslerken; hareket halinde olmak, korku ve kıskançlık gibi yıpratıcı hisleri tedavi eden en güçlü mekanizmadır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

