Vizyon Kuyumcu

Psikolojinin Enerjisi

Gündem 08.01.2026 - 21:01, Güncelleme: 08.01.2026 - 21:01
 

Psikolojinin Enerjisi

Çalışan her zaman kazanır. Kazancının değeri kazandığın miktarda değil, harcandığı yerin doğruluğunda gizlidir.

Bir aylık emeğin bedeli olan o pay, şayet ihtiyaçlar yerine geçici arzular uğruna tüketilirse, sahibine gerçek bir fayda sağlamaz. Kazancı bereketli kılan, onu fuzuli harcamalardan arındırıp yaşamın temel taşlarına sarf edebilme bilincidir. Aynı mantık kişinin psikolojik yapısı içinde geçerlidir. Kişinin moral düzeyi, huzuru, mutluluğu, kendisine olan güven duygusu, zihinsel dünyamız da tıpkı bütçemiz gibi yönetilmeyi bekler. Parayı harcarken gösterilen seçicilik ve dikkat, psikolojik enerjinin sarfiyatında da temel ölçüt olmalıdır. Cebindeki parayı koruyan birinin gösterdiği o bilinçli farkındalık, ruhsal kaynakların yönetimine de taşındığında, kişiyi büyük ve anlamlı bir muvaffakiyete ulaştıracaktır. Ruhsal enerjimiz, her sabah heybemize konan kıymetli bir sermaye gibidir. Tıpkı bir çalışanın alın teriyle kazandığı aylık kazancını idareli kullanmadığında darlığa düşmesi gibi, biz de içsel huzurumuzu günün getirdiği olumsuzluklara karşı cömertçe harcarsak erkenden tüketiriz. Çevreden gelen negatif fısıltılar, moral depomuzdaki enerjiyi sızdıran gizli çatlaklar gibidir. Eğer zihnimizi bu yıkıcı etkilere teslim edersek, tıpkı bütçesini savurganca tüketen biri gibi, gün henüz batmadan duygusal bir iflasın eşiğine, yani o kritik 'kırmızı çizgiye' sürükleniriz. Aylık veya haftalık kazancımızda verimlilik prensibi, bireyin psikolojik direnci için de geçerlidir. Duygusal kaynaklarını stratejik bir biçimde değerlendiren kişiler, kriz anlarında dahi moral dengelerini koruyabilme yetisine sahip olurlar. Psikolojik enerjinin doğru odaklara tahsis edilmesi, bireyin sadece zorluklara karşı bağışıklık kazanmasını sağlamaz; aynı zamanda günlük performans ve üretkenliğinde geometrik bir artış meydana getirir İnsanın manevi refahı ve huzuru, kaçındığı negatiflikler oranında artar. Aceleciliğin yerine sağduyuyu, öfkenin yerine itidali koyduğunuzda; dedikodu, şikâyet, güvensizlik gibi olumsuz duygulardan uzak durduğumuzda ruhu yaşlandıran yüklerden kurtulursunuz. Umutsuzluğa kapılarını kapatan ve nezaketi bir zırh gibi kuşanan birey, hem başarının hem de gönüllerin anahtarını elinde tutar. Zihni bulandıran her olumsuz sıfat, aslında psikolojik bir yıpranma payıdır. Bu payı en aza indirmek, daha zinde, daha mutlu ve çok daha başarılı bir geleceğin temelidir. Dedikodu, haset, kin, nefret, öfke ve yalan gibi yıkıcı alışkanlıklar, ruhunuzu uyuşturan psikolojik birer zehir gibidir. Tıpkı alkol gibi, başlangıçta kişiye sahte bir özgüven ve geçici bir hafiflik sunar; ancak zaman geçtikçe insan, kendi ağzından çıkan negatif kelimelerin ördüğü bir hapishanenin tutsağı haline gelir. Psikolojinizi dışarıdan gelen olumsuz saldırılara karşı korumak, başarının en temel şartıdır. Öfkesine galip gelen ve ruhsal dengesini dış dünyanın kaosuna teslim etmeyenlerin, diğer insanlara kıyasla hayatta çok daha büyük kazanımlar elde ettikleri tartışmasız bir gerçektir. Kendi iç dünyasının efendisi olmayı başaranlar, dünyanın sunduğu maddi ve manevi zenginliklerin de gerçek sahibi olurlar. Herkesin psikolojik enerjisi vardır. Bir çok kişi bu enerjisini öfke nöbetleri ile şüphe ve buna benzer tedirginlikle çabucak bitirir. Her ruhun derinlerinde, yaşamı idame ettiren bir içsel enerji pınarı çağlar. Ne var ki pek çok insan bu kıymetli kaynağı; öfkenin kavurucu ateşiyle, şüphenin zehirli gölgesiyle ve tedirginliğin huzursuz rüzgârlarıyla erkenden kurutur. Oysa o enerji, ruhun en büyük hazinesidir. Psikolojik enerji, her bireyin sahip olduğu en temel yaşam sermayesidir. Ancak çoğumuz bu sermayeyi kontrolsüz öfke patlamaları ve bitmek bilmeyen kaygılarla hoyratça harcar; gün henüz yarılanmadan duygusal bir iflasın eşiğine geliriz. Sonuç olarak; moralimiz bozulur, hayata küseriz bu durum sürekli hale gelince de yaşadığımız sürece bütün mücadelelere havlu atmış oluruz.  Şu unutulmamalıdır ki psikolojik enerjisini tasarruflu kullanan hayatta hedefine daha çabuk varır. Bu tür insanlar aşırı uçtan kaçınır ve ara yolu kolayca bularak en kestirme yoldan hedefine varır. Bir çok atasözümüzün kökeni psikolojik durumumuza sahip olmayı gösterir. Bu atasözlerimize bir kaç örnek verirsek (Öfke ile kalkan zararla oturur. Üzüm üzüme baka baka kararır. )  Dıştan gelen her türlü tepkiye rağmen sakinliğini koruyan, sinirlerine hakim olan, öfkesini frenleyen herkes üstün insandır. Çevrenize bakın çevrenizde mutlaka böyle insanlar vardır.  Bu tür insanları iyi inceleyiniz o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Herkesin cüzdanında az çok para vardır ve herkesin de içinde kullanılmayı bekleyen psikolojik enerjisi vardır. Ama kişi öfkesi, siniri, tedirgin olması bu enerjisini daha hızlı ve daha çabuk bitirmesine sebep olmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki psikolojik enerjisini tasarruflu kullanan hayatta daha hızlı ilerler. Psikolojik hayatında psikolojinize sahip olmak kötülüklerden uzak durmaya eşdeğerdir. Kin, nefret, kıskançlık, öfke gibi olumsuz duygular köz halinde sürekli yanan ateş gibidir. Dokunduğunuzda sizi de yakar. Hayat yolculuğunda hedefine en hızlı varanlar, sadece çok çalışanlar değil; psikolojik enerjisini en akıllıca harcayanlardır. Zihinsel enerjimizi bir bütçe gibi düşünmeliyiz. Bu bütçeyi gereksiz tartışmalarla, yersiz kaygılarla, sinirli olmakla, gereksiz şeyleri fazla düşünme sonucunda menzile varmadan yakıtımızın bitmesine neden olur. Gerçek bilgelik, aşırılıkların fırtınasına kapılmadan, sağduyunun o sakin ve emin bir şekilde "orta yolda" yürümektir. Psikolojisine sahip çıkan, dışarıdan gelen negatif dalgaları bir kale duvarı gibi karşılayıp geri püskürten her insan, kendi duygularının efendisidir. Bu, sıradan bir beceri değil, ruhun en üst mertebesidir. Kin, nefret ve kıskançlık gibi duygular, sahibinin avucunda tuttuğu kızgın kömür parçalarıdır. Karşınızdakine atmak için elinizde tuttuğunuz o kor, aslında hedefini bulmadan önce sizin avuçlarınızı yakar, ruhunuzu kavurur. Kötülükten uzak durmak, sadece ahlaki bir tercih değil, aynı zamanda psikolojik bir korunma kalkanıdır. Bu zehirli yükleri bıraktığınızda, hem işinizde daha başarılı olur hem de toplumun gönlünde sarsılmaz bir yer edinirsiniz. İçsel sükûnetini koruyan ve hayatı tebessümle karşılayan ruhlar, zamanın yıpratıcı etkisine karşı en dayanıklı olanlardır. Buna karşılık; öfke fırtınalarına kapılmak, asabiyetin pençesinde kıvranmak ve dedikodunun karanlık sularında gezinmek, kalpte nefretin zehirli tohumlarını yeşertir. Bu ruh hali, bir mumu her iki ucundan ateşe vermeye benzer; kişi dışarıya bir parlayış sunsa da, aslında kendi özünü hızlı bir şekilde karartır. Her insan hayatta bireydir. '1' olarak düşülmüş bir nottur. Eğer erdem yolunda ilerleyip düşmanlığı bıraktığınız da 10 olursun. Öfkeyi terk ettiğinizde 100 olursun, nefret ve dedikodudan sıyrıldığında 1000 kişilik bir tesir gücüne ulaşırsınız (Yunus Emreler, Karacaoğlanlar böyle kişilerdir.). Arındığınız  her olumsuz duygu, ömrünüze huzur, değerinize yeni bir sıfır katar. Ancak bu aritmetiğin sarsılmaz bir kuralı vardır: Bütün o sıfırlar, baştaki '1' rakamına yaslanır. Eğer psikolojinizi koruyamaz, dert ve kederle kendinizi bitirip o baştaki '1'i kaybederseniz, hayat hanenizdeki tüm haneler bir anda boşalır ve sıfır olursunuz.
Çalışan her zaman kazanır. Kazancının değeri kazandığın miktarda değil, harcandığı yerin doğruluğunda gizlidir.

Bir aylık emeğin bedeli olan o pay, şayet ihtiyaçlar yerine geçici arzular uğruna tüketilirse, sahibine gerçek bir fayda sağlamaz. Kazancı bereketli kılan, onu fuzuli harcamalardan arındırıp yaşamın temel taşlarına sarf edebilme bilincidir.

Aynı mantık kişinin psikolojik yapısı içinde geçerlidir. Kişinin moral düzeyi, huzuru, mutluluğu, kendisine olan güven duygusu, zihinsel dünyamız da tıpkı bütçemiz gibi yönetilmeyi bekler. Parayı harcarken gösterilen seçicilik ve dikkat, psikolojik enerjinin sarfiyatında da temel ölçüt olmalıdır. Cebindeki parayı koruyan birinin gösterdiği o bilinçli farkındalık, ruhsal kaynakların yönetimine de taşındığında, kişiyi büyük ve anlamlı bir muvaffakiyete ulaştıracaktır.

Ruhsal enerjimiz, her sabah heybemize konan kıymetli bir sermaye gibidir. Tıpkı bir çalışanın alın teriyle kazandığı aylık kazancını idareli kullanmadığında darlığa düşmesi gibi, biz de içsel huzurumuzu günün getirdiği olumsuzluklara karşı cömertçe harcarsak erkenden tüketiriz. Çevreden gelen negatif fısıltılar, moral depomuzdaki enerjiyi sızdıran gizli çatlaklar gibidir. Eğer zihnimizi bu yıkıcı etkilere teslim edersek, tıpkı bütçesini savurganca tüketen biri gibi, gün henüz batmadan duygusal bir iflasın eşiğine, yani o kritik 'kırmızı çizgiye' sürükleniriz.

Aylık veya haftalık kazancımızda verimlilik prensibi, bireyin psikolojik direnci için de geçerlidir. Duygusal kaynaklarını stratejik bir biçimde değerlendiren kişiler, kriz anlarında dahi moral dengelerini koruyabilme yetisine sahip olurlar. Psikolojik enerjinin doğru odaklara tahsis edilmesi, bireyin sadece zorluklara karşı bağışıklık kazanmasını sağlamaz; aynı zamanda günlük performans ve üretkenliğinde geometrik bir artış meydana getirir

İnsanın manevi refahı ve huzuru, kaçındığı negatiflikler oranında artar. Aceleciliğin yerine sağduyuyu, öfkenin yerine itidali koyduğunuzda; dedikodu, şikâyet, güvensizlik gibi olumsuz duygulardan uzak durduğumuzda ruhu yaşlandıran yüklerden kurtulursunuz. Umutsuzluğa kapılarını kapatan ve nezaketi bir zırh gibi kuşanan birey, hem başarının hem de gönüllerin anahtarını elinde tutar. Zihni bulandıran her olumsuz sıfat, aslında psikolojik bir yıpranma payıdır. Bu payı en aza indirmek, daha zinde, daha mutlu ve çok daha başarılı bir geleceğin temelidir.

Dedikodu, haset, kin, nefret, öfke ve yalan gibi yıkıcı alışkanlıklar, ruhunuzu uyuşturan psikolojik birer zehir gibidir. Tıpkı alkol gibi, başlangıçta kişiye sahte bir özgüven ve geçici bir hafiflik sunar; ancak zaman geçtikçe insan, kendi ağzından çıkan negatif kelimelerin ördüğü bir hapishanenin tutsağı haline gelir.

Psikolojinizi dışarıdan gelen olumsuz saldırılara karşı korumak, başarının en temel şartıdır. Öfkesine galip gelen ve ruhsal dengesini dış dünyanın kaosuna teslim etmeyenlerin, diğer insanlara kıyasla hayatta çok daha büyük kazanımlar elde ettikleri tartışmasız bir gerçektir. Kendi iç dünyasının efendisi olmayı başaranlar, dünyanın sunduğu maddi ve manevi zenginliklerin de gerçek sahibi olurlar.

Herkesin psikolojik enerjisi vardır. Bir çok kişi bu enerjisini öfke nöbetleri ile şüphe ve buna benzer tedirginlikle çabucak bitirir.

Her ruhun derinlerinde, yaşamı idame ettiren bir içsel enerji pınarı çağlar. Ne var ki pek çok insan bu kıymetli kaynağı; öfkenin kavurucu ateşiyle, şüphenin zehirli gölgesiyle ve tedirginliğin huzursuz rüzgârlarıyla erkenden kurutur. Oysa o enerji, ruhun en büyük hazinesidir. Psikolojik enerji, her bireyin sahip olduğu en temel yaşam sermayesidir. Ancak çoğumuz bu sermayeyi kontrolsüz öfke patlamaları ve bitmek bilmeyen kaygılarla hoyratça harcar; gün henüz yarılanmadan duygusal bir iflasın eşiğine geliriz. Sonuç olarak; moralimiz bozulur, hayata küseriz bu durum sürekli hale gelince de yaşadığımız sürece bütün mücadelelere havlu atmış oluruz. 

Şu unutulmamalıdır ki psikolojik enerjisini tasarruflu kullanan hayatta hedefine daha çabuk varır. Bu tür insanlar aşırı uçtan kaçınır ve ara yolu kolayca bularak en kestirme yoldan hedefine varır. Bir çok atasözümüzün kökeni psikolojik durumumuza sahip olmayı gösterir. Bu atasözlerimize bir kaç örnek verirsek (Öfke ile kalkan zararla oturur. Üzüm üzüme baka baka kararır. ) 

Dıştan gelen her türlü tepkiye rağmen sakinliğini koruyan, sinirlerine hakim olan, öfkesini frenleyen herkes üstün insandır. Çevrenize bakın çevrenizde mutlaka böyle insanlar vardır.  Bu tür insanları iyi inceleyiniz o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Herkesin cüzdanında az çok para vardır ve herkesin de içinde kullanılmayı bekleyen psikolojik enerjisi vardır. Ama kişi öfkesi, siniri, tedirgin olması bu enerjisini daha hızlı ve daha çabuk bitirmesine sebep olmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki psikolojik enerjisini tasarruflu kullanan hayatta daha hızlı ilerler.

Psikolojik hayatında psikolojinize sahip olmak kötülüklerden uzak durmaya eşdeğerdir. Kin, nefret, kıskançlık, öfke gibi olumsuz duygular köz halinde sürekli yanan ateş gibidir. Dokunduğunuzda sizi de yakar.

Hayat yolculuğunda hedefine en hızlı varanlar, sadece çok çalışanlar değil; psikolojik enerjisini en akıllıca harcayanlardır. Zihinsel enerjimizi bir bütçe gibi düşünmeliyiz. Bu bütçeyi gereksiz tartışmalarla, yersiz kaygılarla, sinirli olmakla, gereksiz şeyleri fazla düşünme sonucunda menzile varmadan yakıtımızın bitmesine neden olur. Gerçek bilgelik, aşırılıkların fırtınasına kapılmadan, sağduyunun o sakin ve emin bir şekilde "orta yolda" yürümektir.

Psikolojisine sahip çıkan, dışarıdan gelen negatif dalgaları bir kale duvarı gibi karşılayıp geri püskürten her insan, kendi duygularının efendisidir. Bu, sıradan bir beceri değil, ruhun en üst mertebesidir.

Kin, nefret ve kıskançlık gibi duygular, sahibinin avucunda tuttuğu kızgın kömür parçalarıdır. Karşınızdakine atmak için elinizde tuttuğunuz o kor, aslında hedefini bulmadan önce sizin avuçlarınızı yakar, ruhunuzu kavurur. Kötülükten uzak durmak, sadece ahlaki bir tercih değil, aynı zamanda psikolojik bir korunma kalkanıdır. Bu zehirli yükleri bıraktığınızda, hem işinizde daha başarılı olur hem de toplumun gönlünde sarsılmaz bir yer edinirsiniz.

İçsel sükûnetini koruyan ve hayatı tebessümle karşılayan ruhlar, zamanın yıpratıcı etkisine karşı en dayanıklı olanlardır. Buna karşılık; öfke fırtınalarına kapılmak, asabiyetin pençesinde kıvranmak ve dedikodunun karanlık sularında gezinmek, kalpte nefretin zehirli tohumlarını yeşertir. Bu ruh hali, bir mumu her iki ucundan ateşe vermeye benzer; kişi dışarıya bir parlayış sunsa da, aslında kendi özünü hızlı bir şekilde karartır.

Her insan hayatta bireydir. '1' olarak düşülmüş bir nottur.

Eğer erdem yolunda ilerleyip düşmanlığı bıraktığınız da 10 olursun.

Öfkeyi terk ettiğinizde 100 olursun,

nefret ve dedikodudan sıyrıldığında 1000 kişilik bir tesir gücüne ulaşırsınız (Yunus Emreler, Karacaoğlanlar böyle kişilerdir.).

Arındığınız  her olumsuz duygu, ömrünüze huzur, değerinize yeni bir sıfır katar. Ancak bu aritmetiğin sarsılmaz bir kuralı vardır: Bütün o sıfırlar, baştaki '1' rakamına yaslanır. Eğer psikolojinizi koruyamaz, dert ve kederle kendinizi bitirip o baştaki '1'i kaybederseniz, hayat hanenizdeki tüm haneler bir anda boşalır ve sıfır olursunuz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.