Kürsüdeki Muharebe
Kürsüdeki Muharebe
Sahne ışıklarının altındasın; kürsü seni bekliyor. Aylar süren hazırlıklar, zihninde kusursuzca ördüğün cümleler arkanda kaldı.
Sahne ışıklarının altındasın; kürsü seni bekliyor. Aylar süren hazırlıklar, zihninde kusursuzca ördüğün cümleler arkanda kaldı.
Artık masa başı çalışmasının konforunda değilsin; burası bir sınav salonu değil ki doğru yanıtları kâğıda döküp oradan uzaklaşasın. Önündeki o birkaç satırlık not kâğıdı, hatalarını düzeltmek için değil, kalabalığın içinde kaybolduğunda tutunacağın tek can simidi, sessiz bir sırdaş. Yüzlerce insan gözlerini sana dikmiş, dudaklarından dökülecek ilk kelimeyi bekliyor. Yazma dönemi kapandı; şimdi kelimeleri canlandırma vakti.
Ayağa kalktığında bedenin o panik refleksleriyle isyan bayrağını çeker. Dizlerin titrer, avuçların terler; o an salonun ortasında donup kalma korkusu bütün benliğini sarar. Dışarıdaki hayat akıp giderken, asıl kopan fırtına göğüs kafesinin hemen altındadır. İçerideki o eski ve sinsi ses, en zayıf anını kollayıp usulca kulağına fısıldamaya başlar:
“Yorulmadın mı? Buraya kadar geldin yeter, daha fazla ileri gitme; konuştukça batacaksın.”
İşte o kritik eşik, insanın kendi iç dünyasında verdiği en çetin savaşın ta kendisidir. Şüphe; geçmişin pişmanlıklarını ve yarının kaygılarını birer silaha dönüştürüp üzerine yürürken, teslim bayrağını çekmek kulağa inanılmaz cazip gelir. Vazgeçmek sıcak bir yatağa uzanmak kadar çekici, bırakıp gitmek o an için en hafifletici seçenek gibi görünür.
Ancak hayat, kolay yolları seçenlerin hikâyelerini yazmaz. Gerçek cesaret, bir heykeltıraşın mermere indirdiği binlerce sonuçsuz darbeden sonra, taşı çatlatan o bin birinci vuruştaki sarsılmaz sabırdır. Tükendiğini sandığın o son nefeste, boğazına düğümlenen sesle o görünmez korkunun gözünün içine dikine bakabilmektir asıl hüner. Geri adım atmak yerine, titreyen bacaklarla belirsizliğe doğru bir adım daha atabilmektir.
Gerçek zafer, dışarıdaki engelleri aşmakla değil; içindeki o pes ettiren sesi susturmayı başardığın o saniyede doğar. Çünkü insan, ancak kendi ruhunun karanlık koridorlarında bekçilik eden o korkuyu alt edebildiği gün gerçekten özgürleşir ve dimdik ayağa kalkar.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

