Vizyon Kuyumcu

Kumanda Sizde Olmalı

Gündem 12.02.2026 - 22:38, Güncelleme: 12.02.2026 - 22:38
 

Kumanda Sizde Olmalı

Gülmek mi istiyorsun komedi filmlerinin olduğu kanalı aç, ağlamak mı istiyorsun acıklı bir film aç ve ağla, korkmak mı istiyorsun korku filmlerinden birini seç tüylerin diken diken olsun,

Elindeki o kumanda televizyonu yönetiyor ve o televizyon yeri geliyor seni neşelendirebiliyor, yeri, geliyor en değerli duygularını yönetebiliyor. Kendi evinizin huzurlu köşesinde, ekranın sunduğu uçsuz bucaksız dünyaya açılmak istediğinizi hayal edin. İster kurmaca bir hikâyenin derin sularına dalın, ister hayatın gerçeklerini fısıldayan haberlere kulak verin; dilerseniz doğanın gizemli izlerini sürün ya da sporun heyecan dolu ritmine kapılın. Tüm bu seçenekler, parmaklarınızın ucundaki kumandanın tuşlarında saklıdır. Frekansların karmaşasına veya teknik detaylara kafa yormanıza hiç gerek yok; zira o küçük kumanda ile dizginler tamamen sizin elinizde. Sadece tek bir dokunuşla zamanı ve mekânı değiştirebilir, dilediğiniz evreni bir anda karşınıza getirebilirsiniz. Şimdi bakış açısını değiştirelim, meseleye bir de şu pencereden bakalım: Size karşı gönlünde yer açmamış birinin ya da eleştiri oklarını üzerinize insafsızca boşaltan bir simanın, varlığınızı hiçe saydığını hayal edin. Başarılarınızı hoyratça küçümseyen, sizi topluluk önünde bir gölge gibi önemsizleştiren ve haysiyetinizi zedeleyen o anlarda, ruhunuzun derinliklerinde nasıl bir fırtına kopar? O an, sanki iç dünyanızın tüm dizginleri o kişinin eline geçmiştir. Adeta sizin rızanız dışında, ruhunuzun hassas mekanizmasıyla oynayan görünmez bir el, o görünmez kumandanın tuşlarına pervasızca basmaktadır. Sizi bir saniye içinde öfkenin yakıcı alevlerine teslim ederken, hemen ardından kırgınlığın o sessiz ve derin dehlizlerine sürükleyiverir. Kendi hislerinizin seyircisi kalmışsınızdır; zira iradeniz, o gaddar parmakların ucunda savrulmaktadır. Şayet size yöneltilen hiddete aynı tonda bir hışımla karşılık verirseniz, ruhunuzun o mahrem idaresini, yani benliğinizin görünmez dizginlerini, bizzat hasmınızın avucuna bırakmış olursunuz. Şahsiyetinize yönelik her saldırıda öfkenin ateşine kapılmak, sizi yalnızca asaletinizden uzaklaştırmakla kalmaz; sizi alt etmeye çalışan o karanlık çehrenin seviyesine mahkûm eder. Bu beyhude kavgada bir muzaffer yoktur; aksine, sizi kendi bataklığına çekmeye çalışan birinin davetine icabet edip, onunla beraber derinliklerde kaybolmak vardır. Zira bir insan, ne zaman ki tepkilerini öfke, kaygı ve hüsranın ellerine bırakır; işte o an özündeki hükümranlığı ve vakarı kendi rızasıyla karşı tarafa teslim etmiş sayılır. İşin aslı şudur: Şayet birinin sarf ettiği sözler ruhunuzun direncini kırıp sütunlarını titretebiliyorsa, iç dünyanızın o mukaddes idaresini kendi rızanızla yabancı bir ele bırakmışsınız demektir. O vakit o kişi, sadece bir muhatap olmaktan çıkar; duygularınızın tahtına kurulup içsel huzurunuzun hükmünü veren yegâne merci haline gelir.   Kendi özgün sesinizi bulmak yerine, sadece size fırlatılan hamlelerin bir yankısı gibi hareket ettiğiniz müddetçe, hayat sahnesinde kendi hikâyesini yazan bir müellif değil; başkasının kaleminden çıkmış o sığ senaryoda, kendisine biçilen rolü çaresizce canlandıran bir aktörden öteye gidemezsiniz. İnsanın iç dünyası, bin bir çeşit duyguya gebe, devasa bir sahne gibidir. Elimizde bir kumanda olduğunu hayal edelim; bir tuşla neşeyi davet eder, bir diğeriyle kederin derinliklerine dalarız. Bu kumanda bizim özgür irademizdir. Kendi ekranımızda neyi izleyeceğimize, hangi ruh halini soluyacağımıza karar verme yetkisi tamamen bize aittir. Ancak asıl sınav, bu kumandayı başkalarının uzanabileceği bir yere bıraktığımızda başlar. Bir başkasının ağır eleştirisi, küçümseyen bakışı veya haksız ithamı aslında birer "davet"tir. Karşınızdaki kişi, elinizdeki o görünmez kumandaya uzanmaya çalışır. Sizi öfke kanalına hapsetmek, hüsran frekansına sabitlemek ister. Unutma: Birinin seni kışkırtma hızı, senin üzerinde kurduğu gizli otoritenin ölçüsüdür. Eğer o kişi seni bir cümleyle darmadağın edebiliyorsa, senin iç barışının anahtarını ona bizzat teslim etmişsin demektir. Bize yapılan bir saldırıya aynı sertlikle karşılık verdiğimizde, aslında kendi özgünlüğümüzden vazgeçeriz. Bu durum, bizi bir "özne" olmaktan çıkarıp, sadece başkasının attığı taşın çıkardığı bir "yankı" haline getirir. Sana çamur atanla güreşmeye kalkarsan, sen de çamurla kaplanırsın. O, seni kendi karanlığına çekmek için bir tuzak kurmuştur; öfkeyle cevap verdiğinde bu tuzağın içine kendi rızanla yürürsün. Senin onurun, başkasının ağzından çıkan kelimelere bağlı değildir. Ancak o kelimelere teslim olduğunda, onurunu kendi ellerinle rakibinin seviyesine indirmiş olursun. Eğer bir başkasının sözü senin iç huzurunu sarsabiliyorsa, o kişi artık senin duygusal dünyandaki "karar verici" makamına oturmuş demektir. Kendi hayatının başrolünden, başkasının yazdığı hiddet senaryosunda küçük bir oyuncuya dönüşürsün. Hakiki güç, dışarıdaki fırtınaya rağmen içerideki dümene sahip çıkabilmektir. Kumanda senin elinde kalsın; senin ne hissedeceğine başkalarının hırsı değil, senin sarsılmaz iraden karar versin.
Gülmek mi istiyorsun komedi filmlerinin olduğu kanalı aç, ağlamak mı istiyorsun acıklı bir film aç ve ağla, korkmak mı istiyorsun korku filmlerinden birini seç tüylerin diken diken olsun,

Elindeki o kumanda televizyonu yönetiyor ve o televizyon yeri geliyor seni neşelendirebiliyor, yeri, geliyor en değerli duygularını yönetebiliyor.

Kendi evinizin huzurlu köşesinde, ekranın sunduğu uçsuz bucaksız dünyaya açılmak istediğinizi hayal edin. İster kurmaca bir hikâyenin derin sularına dalın, ister hayatın gerçeklerini fısıldayan haberlere kulak verin; dilerseniz doğanın gizemli izlerini sürün ya da sporun heyecan dolu ritmine kapılın.

Tüm bu seçenekler, parmaklarınızın ucundaki kumandanın tuşlarında saklıdır. Frekansların karmaşasına veya teknik detaylara kafa yormanıza hiç gerek yok; zira o küçük kumanda ile dizginler tamamen sizin elinizde. Sadece tek bir dokunuşla zamanı ve mekânı değiştirebilir, dilediğiniz evreni bir anda karşınıza getirebilirsiniz.

Şimdi bakış açısını değiştirelim, meseleye bir de şu pencereden bakalım: Size karşı gönlünde yer açmamış birinin ya da eleştiri oklarını üzerinize insafsızca boşaltan bir simanın, varlığınızı hiçe saydığını hayal edin. Başarılarınızı hoyratça küçümseyen, sizi topluluk önünde bir gölge gibi önemsizleştiren ve haysiyetinizi zedeleyen o anlarda, ruhunuzun derinliklerinde nasıl bir fırtına kopar?

O an, sanki iç dünyanızın tüm dizginleri o kişinin eline geçmiştir. Adeta sizin rızanız dışında, ruhunuzun hassas mekanizmasıyla oynayan görünmez bir el, o görünmez kumandanın tuşlarına pervasızca basmaktadır. Sizi bir saniye içinde öfkenin yakıcı alevlerine teslim ederken, hemen ardından kırgınlığın o sessiz ve derin dehlizlerine sürükleyiverir. Kendi hislerinizin seyircisi kalmışsınızdır; zira iradeniz, o gaddar parmakların ucunda savrulmaktadır.

Şayet size yöneltilen hiddete aynı tonda bir hışımla karşılık verirseniz, ruhunuzun o mahrem idaresini, yani benliğinizin görünmez dizginlerini, bizzat hasmınızın avucuna bırakmış olursunuz.

Şahsiyetinize yönelik her saldırıda öfkenin ateşine kapılmak, sizi yalnızca asaletinizden uzaklaştırmakla kalmaz; sizi alt etmeye çalışan o karanlık çehrenin seviyesine mahkûm eder. Bu beyhude kavgada bir muzaffer yoktur; aksine, sizi kendi bataklığına çekmeye çalışan birinin davetine icabet edip, onunla beraber derinliklerde kaybolmak vardır. Zira bir insan, ne zaman ki tepkilerini öfke, kaygı ve hüsranın ellerine bırakır; işte o an özündeki hükümranlığı ve vakarı kendi rızasıyla karşı tarafa teslim etmiş sayılır.

İşin aslı şudur: Şayet birinin sarf ettiği sözler ruhunuzun direncini kırıp sütunlarını titretebiliyorsa, iç dünyanızın o mukaddes idaresini kendi rızanızla yabancı bir ele bırakmışsınız demektir. O vakit o kişi, sadece bir muhatap olmaktan çıkar; duygularınızın tahtına kurulup içsel huzurunuzun hükmünü veren yegâne merci haline gelir.

 

Kendi özgün sesinizi bulmak yerine, sadece size fırlatılan hamlelerin bir yankısı gibi hareket ettiğiniz müddetçe, hayat sahnesinde kendi hikâyesini yazan bir müellif değil; başkasının kaleminden çıkmış o sığ senaryoda, kendisine biçilen rolü çaresizce canlandıran bir aktörden öteye gidemezsiniz.

İnsanın iç dünyası, bin bir çeşit duyguya gebe, devasa bir sahne gibidir. Elimizde bir kumanda olduğunu hayal edelim; bir tuşla neşeyi davet eder, bir diğeriyle kederin derinliklerine dalarız. Bu kumanda bizim özgür irademizdir. Kendi ekranımızda neyi izleyeceğimize, hangi ruh halini soluyacağımıza karar verme yetkisi tamamen bize aittir.

Ancak asıl sınav, bu kumandayı başkalarının uzanabileceği bir yere bıraktığımızda başlar. Bir başkasının ağır eleştirisi, küçümseyen bakışı veya haksız ithamı aslında birer "davet"tir. Karşınızdaki kişi, elinizdeki o görünmez kumandaya uzanmaya çalışır. Sizi öfke kanalına hapsetmek, hüsran frekansına sabitlemek ister.

Unutma: Birinin seni kışkırtma hızı, senin üzerinde kurduğu gizli otoritenin ölçüsüdür. Eğer o kişi seni bir cümleyle darmadağın edebiliyorsa, senin iç barışının anahtarını ona bizzat teslim etmişsin demektir.

Bize yapılan bir saldırıya aynı sertlikle karşılık verdiğimizde, aslında kendi özgünlüğümüzden vazgeçeriz. Bu durum, bizi bir "özne" olmaktan çıkarıp, sadece başkasının attığı taşın çıkardığı bir "yankı" haline getirir.

Sana çamur atanla güreşmeye kalkarsan, sen de çamurla kaplanırsın. O, seni kendi karanlığına çekmek için bir tuzak kurmuştur; öfkeyle cevap verdiğinde bu tuzağın içine kendi rızanla yürürsün.

Senin onurun, başkasının ağzından çıkan kelimelere bağlı değildir. Ancak o kelimelere teslim olduğunda, onurunu kendi ellerinle rakibinin seviyesine indirmiş olursun.

Eğer bir başkasının sözü senin iç huzurunu sarsabiliyorsa, o kişi artık senin duygusal dünyandaki "karar verici" makamına oturmuş demektir. Kendi hayatının başrolünden, başkasının yazdığı hiddet senaryosunda küçük bir oyuncuya dönüşürsün.

Hakiki güç, dışarıdaki fırtınaya rağmen içerideki dümene sahip çıkabilmektir. Kumanda senin elinde kalsın; senin ne hissedeceğine başkalarının hırsı değil, senin sarsılmaz iraden karar versin.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.