Konforun Esaretinden İradenin Özgürlüğüne
Konforun Esaretinden İradenin Özgürlüğüne
Herkesin yürüyebildiği düz yollar, kişiye bir ayrıcalık katmaz; gerçek değer, çıkılması imkânsız sanılan dik yokuşlarda gizlidir.
Herkesin yürüyebildiği düz yollar, kişiye bir ayrıcalık katmaz; gerçek değer, çıkılması imkânsız sanılan dik yokuşlarda gizlidir.
Bir işin yarıda kalması, o işin yapılamaz oluşundan değil, yolun getirdiği zorlukların aşılamamasından kaynaklanır.
Başarı; bir varış çizgisi değil, her türlü fırtınaya rağmen rotasından sapmayan bir geminin kararlılığıdır. Vazgeçmeyi bir seçenek olarak görmeyenler, eninde sonunda limana varacak olanlardır. Mağlubiyeti kaderi sananlar ise direnç göstermek yerine, mazeretlerin o sahte gölgesine sığınmayı tercih ederler.
Yola ilk çıkıldığında hissedilen o taze heyecan, bir süre sonra yerini hayatın sert gerçeklerine bırakır. Bu, iradenin test edildiği "kırılma noktasıdır". Unutmayın ki; demir ateşe girmeden, insan da sürecin ağırlığını omuzlamadan şekil almaz. Enerjinin zirve yaptığı güneşli günlerde herkes koşabilir; asıl mesele, dizlerin titrediği ve zihnin "vazgeç" diye fısıldadığı o karanlık anda bir adım daha atabilmektir. Bahaneler, korkunun üzerine giydirilmiş süslü kılıflardır. Bu kılıfa sarınan kişi, olduğu yerde saymaya, kendi yerinde sayışını da haklı çıkarmaya mahkûmdur. İrade, şüphenin başladığı yerde sahneye çıkar.
Yol dikleştiğinde zihin, vücudu korumak adına size kaçış tünelleri kazar ve "haklı" görünen binlerce mazeret sunar. Bu, zihnin sizi alışık olduğunuz o güvenli ama verimsiz kafese geri çekme tuzağıdır. Vücut her zaman dinlenmek ve kaçmak ister; ancak kaptan akıldır. Gerçek başarı, bedenin tembellik arzusuna karşı aklın sağduyusuyla verilen bir savaşı kazanmaktır. Zirveye ulaşmak, sıcak yatağından vazgeçenlerin ödülüdür.
Bazen önünüzü göremezsiniz; yol sislidir, sonu belirsizdir. Bilinmelidir ki, yelpaze sallayarak dağılmaz; sisin içinden ancak yürüyerek geçilir. Siz adım attıkça o duman perdesi aralanacak, ışık kendini gösterecektir. Belki on bin adımlık bir yolun dokuz bin dokuz yüzüncü adımındasınızdır. Tam orada pes etmek, sadece o anı değil, o ana kadar attığınız tüm adımları çöpe atmaktır. Yorulduğunuzda durmayın, sadece yavaşlayın. Kaplumbağanın sabrı, tavşanın aceleci gururunu her zaman alt eder.
Herkesin gittiği yoldan gidenler, kalabalığın içinde kaybolur. Kimsenin girmeye cesaret edemediği "mayınlı arazilere" yani riskli alanlara girenler ise tarihe adını yazdıranlardır. Başkalarının ulaşamadığı zirvelere dokunduğunuzda, gücünüz artık bir iddia değil, tescillenmiş bir gerçek olur. Siz o ıssız yollarda yürüdükçe özgüveniniz bir zırh gibi kuşanacak ve bir süre sonra arkadan gelenlerin sizi takip ettiğini göreceksiniz.
Unutmayın; yorgunluk bir bitiş değil, mücadelenin bir parçasıdır. Yol ile aranızdaki bu savaşı, sadece sonuna kadar direnenler kazanır. Çünkü gerçek şu ki; ayak basmadığın, terini dökmediğin yer senin değildir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

