İçimizde Uyuyan Sihirli Lamba
İçimizde Uyuyan Sihirli Lamba
Hayatın keskin virajlarında savrulurken, avuçlarımızda kalanlar çoğu zaman kırık dökük hayaller ve kanayan hatalarımızdır.
Hayatın keskin virajlarında savrulurken, avuçlarımızda kalanlar çoğu zaman kırık dökük hayaller ve kanayan hatalarımızdır.
Kimileri için bu kesikler öylesine derindir ki, sızısı ruhu felç eder; insanı kendi içine, kapkaranlık bir kabuğa hapseder. Ancak kimileri için o kesikler, karanlıkta yön bulmayı sağlayan birer pusula çiziğine dönüşür.
Çoğu insan, geçmişte bıraktığı hataları ve ödediği ağır bedelleri, üzeri kalın bir toz tabakasıyla kaplanmış kilitli bir sandıkta saklar. O sandık, ruhun derinliklerinde sergilenen cansız bir hüznün müzesidir. Oraya sadece ara sıra, uzaktan bakılır; soğuk bir iç çekişle kapağı usulca geri kapatılır. Oysa o sandığın içinde yatan şey ölü bir geçmiş değil, henüz işlenmemiş, kor halindeki bir gelecektir.
Karanlığın ortasında çaresizce diz çöken insanlığın en büyük yanılgısı, gökyüzünden inecek sihirli bir elin veya masallardan fırlayacak efsanevi bir kurtarıcının yolunu gözlemektir. Alaaddin’in sihirli lambasını andıran o hayali kurtarıcıyı bekleriz. Üç kere ovuşturduğumuzda içinden dumanlar saçarak çıkacak ve "Dile benden ne dilersen!" diyecek o efsanevi cini arzularız.
Şans oyunlarının bayileri önünde uzayıp giden kuyruklar, umutlarını sayılara bağlayan boş bakışlar... Bunların hepsi, o sihirli lambanın içinden çıkması beklenen cinin modern çağdaki yansımalarıdır. Ancak gerçeklik, soğuk ve tavizsiz bir aynadır: Dışarıdan gelecek bir mucizenin, tesadüflerin rüzgârıyla hayatımıza dokunma ihtimali milyonda birdir. Bekleyerek geçen zaman ise telafisi olmayan en büyük israftır.
"Acı dilsizdir, can yakar; ancak kitapların yazmadığı, ustaların anlatamadığı en derin bilgeliği, sessizce derimize kazır."
Göstermek, Anlatmaktan Güçlüdür.
Bunu bir denizcinin hikâyesiyle düşünün. İlk seferinde fırtınaya hazırlıksız yakalanan, rotasını kaybedip gemisini kayalıklara çarpan genç bir kaptan... Eğer bu kaptan, o gecenin dehşetini ve hatalarını kilitli bir sandığa hapsederse, denize her açıldığında kalbi korkuyla çarpacak ve mucizevi bir şekilde rüzgârın hep arkasından esmesini umacaktır.
Ancak o yaralı kaptan, batan gemisinin tahtalarından yeni bir dümen yontarsa; suların dibine gömülmüş diğer gemilerin seyir defterlerini okuyup başkalarının hatalarından feyz alırsa, işte o zaman kaderin rengi değişir. Kendi hatasının acısını, başkalarının tecrübelerini ve öğrendiği yeni navigasyon ilmini harmanladığında, fırtınayı dindirecek bir cine ihtiyacı kalmaz. Artık fırtınayı yöneten gücün ta kendisi olmuştur.
Bu simya gerçekleştiğinde, mucizenin kapınızı çalma olasılığı milyonda bir değil, birebirdir. Çünkü artık şansa değil, kendi ellerinizle inşa ettiğiniz bir nedenselliğe yaslanıyorsunuzdur.
Peki, bu uyanış nasıl başlar?
Sandığın Kilidini Kırın: Ödediğiniz ağır bedelleri, utançla saklanacak birer sır olarak görmekten vazgeçin. Onlar sizin en değerli sermayeniz, hayata ödediğiniz en gerçek harçlıklardır.
Paslı Yüzeyleri Sürtün: Hatalarınızın pas tutmuş yüzeylerini, hayatın acımasız gerçeklerine sürtmekten korkmayın. O sürtünmeden doğacak olan ilk kıvılcım, zihninizin karanlık dehlizlerini aydınlatacak yegâne ışıktır.
Başka Hayatların Aynasına Bakın: Sadece kendi düştüğünüz çukurlardan değil, başkalarının takıldığı taşlardan da ders çıkarın. Okuduğunuz her kitap, dinlediğiniz her hikaye, sizi düşmekten kurtaracak birer can simididir.
Bilgiyi Harmanlayın: Kendi acınız, başkalarının tecrübesi ve evrensel bilgi... Bu üçlüyü zihninizin potasında erittiğinizde, ortaya çıkan alaşım kırılmaz bir iradedir.
Bütün bunları yaptığınızda, mucizevi bir şey olur. Ellerinizle ovuşturduğunuz şey artık dışarıdan medet umduğunuz efsanevi bir lamba değil, bizzat kendi zihniniz, kendi potansiyelinizdir. Ve o lambanın içinden çıkan şey, dilekleri gerçekleştiren masalsı bir cin değil; uyanmış, güçlenmiş ve ne istediğini çok iyi bilen kendi ruhunuzdur.
İçinizde sizin adınızı taşıyan o sihirli lambayı daha fazla bekletmeyin. Tecrübelerinizi çürümeye terk ettiğiniz o karanlık sandığın kapağını sonuna kadar açın. Deneyimlerinizi kuşanın, aklınızı bileyin ve yürüyün. Siz kendi ışığınızı yaktığınızda, mucizelerin size doğru koşmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü en büyük mucize, insanın kendi küllerinden kendi elleriyle doğmasıdır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

