Hayat Yolculuğunda Özgürleşmek
Hayat Yolculuğunda Özgürleşmek
Direksiyon başına ilk geçtiğim, acemiliğin o tatlı ama bir o kadar da ürkütücü heyecanını iliklerimde hissettiğim yıllardı.
Direksiyon başına ilk geçtiğim, acemiliğin o tatlı ama bir o kadar da ürkütücü heyecanını iliklerimde hissettiğim yıllardı.
Dişimden tırnağımdan artırarak, hatta bir miktar da borçlanarak yeni bir araba almıştım. O gün, içimde hem büyük bir heves hem de tarifi zor bir tedirginlikle kontağı çevirdim ve yola koyuldum.
Araç zorlanarak kalktı. Arabada tek başınaydım ve ters giden bir şeyler olduğunu hissetmem uzun sürmedi. Gaza basıyorum, motor bağırıyor ama bir türlü hızlanamıyorum. Normalde saatte 80 km hızla akıp gitmem gereken yolda, 40 km'yi zar zor görüyordum. Bir süre sonra o korkunç uyarı sesi yankılandı ve göstergede kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başladı. Büyük bir panik ve çaresizlikle arabayı sağa çektim.
Yaz sıcağında camlar açıktı ama benim içimi donduran ağır bir hayal kırıklığı vardı. "Böyle şey olur mu? İki günde araba mı bozulur! Ne kadar şanssızım, bütün birikimimi çöpe attım..." diye kendi kendime söyleniyor, sinirden dolan gözlerime engel olamıyordum.
Üzüntüm ve çaresizliğim dışarıdan o kadar net hissediliyordu ki, yoldan geçen yardımsever bir beyefendi arabanın camına doğru eğildi. "İyi misiniz beyefendi? Bir sorun mu var?" diye sordu. Kızarmış gözlerle ona içimi döktüm; dünyanın en şanssız insanı olduğuma onu da inandırmak istercesine arabamın nasıl bozulduğunu, borca girerek aldığım bu aracın beni nasıl yolda bıraktığını anlattım.
Adam yüzüme şefkatle baktı. İçinin burkulduğunu, bana gerçekten yardım etmek istediğini hissettim. "Arabanızı bir çalıştırın bakalım," dedi sakince. Dediğini yaptım. Gösterge paneline şöyle bir göz attı ve yüzüne içten bir tebessüm yayıldı. O gülümsemenin ardındaki sırrı anlamam uzun sürmedi. "Arabanızda hiçbir sorun yok," dedi usulca, "Sadece el frenini indirmeyi unutmuşsunuz."
Gözlerim usulca el frenine kaydı. Gerçekten de fren inik değildi. Araba onca yolu gitmek için çırpınmış, motor tüm gücüyle direnmiş ama benim indirmeyi unuttuğum o fren, bütün potansiyeli boğup araca eziyet etmişti.
Mahcubiyetle el frenini indirdim, araç anında o özgür, rahat akışına kavuştu. Bana bu basit ama sarsıcı gerçeği gösteren adama teşekkür edip yoluma devam ettim. Üstelik o araba, yıllar boyunca beni ve ailemi taşımaya devam etti.
O gün yüzüme çarpan gerçek, sadece sıradan bir araba yolculuğunun değil, bütün bir hayat felsefesinin kusursuz bir özetiydi.
Tıpkı o arabanın tekerlekleri gibi, bizim de bir ömür boyu ilerlediğimiz, bazen çiçekli bazen engebeli yollarımız var. Bu uzun yolculukta hepimiz hatalar yapıyor, yanlış sapaklara giriyor, bazen de yolda kalıyoruz. Peki ama geçmişte yaptığımız hataları zihnimizde sürekli canlı tutmak, o hatalara saplanıp kalmak, affedemediğimiz insanları ve "keşke"leri içimizde bir yük gibi taşımak; geleceğe doğru tam gaz ilerlemeye çalışırken "el freni çekik halde" gitmekten farksız değil midir?
Sürekli geçmişe bakarak yaşamak, araba kullanırken gözünü dikiz aynasından hiç ayırmamaya benzer. Dikiz aynası sadece arkadan gelen tehlikeyi saniyelik görmek içindir; eğer gözünüzü sürekli oraya dikerseniz, önünüzdeki o muazzam geleceğe nasıl odaklanıp kaza yapmaktan kurtulabilirsiniz?
Geçmişte yaşanan pişmanlıklar, kinler ve öfkeler ruhumuzun el frenidir. Geçmişin karanlık gölgesini bugünümüze taşıyarak aydınlık bir geleceği inşa edemeyiz. Elbette geçmişi tamamen silip atmayacağız; çünkü o hatalar, o acılar bizi biz yapan, ruhumuzu demleyip olgunlaştıran en kıymetli tecrübelerdir. Kötü bir geçmiş, doğru okunduğunda insanı geleceğin fırtınalarına hazırlayan muazzam bir kalkan olur. Bizi kanatan şeyler, aslında kök salmamızı ve büyümemizi sağlar. Hata yapmaktan ölümüne korkan bir insan, hayatta yeni hiçbir şeye cesaret edemez.
Geçmiş, adı üzerinde; geçip gitmiştir. Gelecek ise henüz yazılmamış bembeyaz bir sayfadır. Bize ait olan yegâne hazine, avuçlarımızın içinde atan "Şu An"dır. Geçmişin hatalarını sürekli sırtında taşıyan kişi, o ağır gölgeyi bir ömür boyu kalbinde sürükler. Hatalarıyla yüzleşen, onlardan dersini alıp geçmişiyle vedalaşmayı bilen kişi ise hafifler, kanatlanır ve geleceğe umutla bakar.
Şimdi derin bir nefes alın. Hayatınızın direksiyonu sizin ellerinizde. Ruhunuzu sıkan, sizi geriye çeken o geçmişin el frenini usulca indirin. Bırakın geçmiş, kaybettiğiniz şeylerle orada kalsın; siz bugünden itibaren inşa edeceğiniz o yepyeni, o muazzam geleceğe doğru özgürce gaza basın!
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

