Çare(Siz)Siniz
Çare(Siz)Siniz
Derin bir nefes alın ve zihninizin loş dehlizlerinde geriye doğru ağırbaşlı adımlarla yürüyün.
Derin bir nefes alın ve zihninizin loş dehlizlerinde geriye doğru ağırbaşlı adımlarla yürüyün.
Ayak izlerinizin ardında bıraktığı o patikayı süzün: Korkarak da olsa girdiğiniz dönemeçler, aldığınız cesur riskler, göğsünüzü kabartan o kısa zaferler ve kaybettiğinizde içinize çöken o kurşun ağırlığı…
Şimdi tam o eşikte durun. Önünüzde sonsuz bir ufkun açıldığını ve kaderin kulağınıza karşı konulamaz bir hakikati fısıldadığını hayal edin:
“Bu yolda yenilgi yok; neye elini atarsan mutlaka başaracaksın.”
Bu mutlak kesinlik damarlarınızda dolaşsaydı, hayatınızın sahnesini nasıl yeniden kurardınız? Hangi zincirleri kırar, hangi kapıları ardına kadar açar, kendinize hangi yıldızları hedef seçerdiniz?
İnsan ruhu, derinliklerinde uyuyan devasa bir enerji okyanusudur; işlenmeyi bekleyen kıymetli bir mücevher damarıdır. Hepimizin içinde o dönüştürücü güç mevcuttur. Fakat o cevher oradayken, insan neden karanlık bir mağaranın köşesinde titremeyi seçer? Neden içimizdeki bu ulu kudret, hayatın meydanına çıkmak yerine sessizce geri çekilir?
Gelin, nemli bir ormanın zeminine, kuru yaprakların arasına bakalım. Orada neredeyse hiçbir ses çıkarmadan, gölgesi bile hissedilmeden süzülen bir engerek yılanı yaşar. Avını gözüne kestirdiğinde gürültü koparmaz, kaba kuvvet sergilemez; yalnızca doğru ânı kollar. Dişlerini geçirdiği tek bir saniyede, kurbanının damarlarına soğuk ve şeffaf bir zehir zerk eder.
Av önce çılgınca çırpınır, kaçmak ister; ancak o zehir kanına karıştıkça kasları kilitlenir, bacakları tutmaz olur, düşünce melekeleri birer birer donar. Felç olan kurban, kendi gücünün içinde hapsolur ve avcı onu zahmetsizce yutar.
İşte zihnimizin dehlizlerine çöreklenen “başarısızlık korkusu”, ruhumuzun zemininde tam olarak böyle sinsi bir yılan gibi hareket eder.
Haftalarca hazırlandığınız o kürsünün basamaklarını çıkarken ışıklar yüzünüze çarpar; tam konuşmaya başlayacakken boğazınız düğümlenir, ses telleriniz gerilmiş bir tel gibi titremeye başlar.
Son saniyesinde nefeslerin tutulduğu bir maçta, boş kaleye ya da potaya bakan sporcunun bacakları birdenbire kurşun dökmüşçesine ağırlaşır.
Aylardır dirsek çürüten öğrenci, önündeki beyaz sınav kâğıdına bakarken bildiği bütün formüllerin zihninden bir duman gibi uçup gittiğini dehşetle fark eder.
O an damarlarda dolaşan şey yeteneksizlik değildir; o soğuk zehrin fısıltısıdır:
“Ya sesim titrerse ve bütün salon bana gülerse?”
“Ya o şutu kaçırır da herkesin hayal kırıklığı olursam?”
“Ya rezil olursam?”
Bu zehirli fısıltı zihni sardığı anda, içimizdeki yılan dişlerini ruhumuza geçirmiş demektir. Artık mücadele sahnede, sahada ya da sınav kâğıdında değil; insanın kendi içindeki o karanlık gölgeyle verilmektedir.
Korku, doğanın varlığımızı korumak için yaktığı küçük bir ikaz ateşidir. Bir meşale gibi doğru elde tutulursa yolu aydınlatır, dikkati biler, adımları tetikte tutar. Ancak o meşalenin bütün evi yakmasına izin verirseniz, geriye sadece hayallerinizin külleri kalır. Aşırı korku ve başarısızlık saplantısı, insanı koruyan bir kalkan olmaktan çıkar; kendi ellerimizle ördüğümüz bir zindana, ruhu tüketen bir buhrana dönüşür.
Kendi potansiyelinizin zirvesinde durabilecekken, sırf düşme vehmi yüzünden adım atamaz hale geldiğinizde, kendi esaretinizi imzalamış olursunuz.
İşte tam bu kırılma anında insan en büyük yanılgıya kapılır: Kurtuluşu dışarıda, başkalarının onayında, tesadüflerde ya da sahte sığınaklarda arar.
Oysa kapıyı içeriden kilitleyen biri, anahtarı sokakta bulamaz.
Zehir dışarıdan gelmemiştir ki panzehir dışarıda aransın. Yılan; geçmişin yanılgılarından ve geleceğin kuruntularından beslenerek sizin içinizde yuvalanmıştır. Damarlarınıza o soğuk vehmi pompalayan da, o zehre teslim olup kaslarını kilitleyen de yine sizin kendi düşüncelerinizdir.
Şimdi omuzlarınızı dikleştirin, gözlerinizi kapatın ve o korkunun tam gözlerinin içine bakın. Dilimizin sunduğu o muazzam hakikati yeniden heceleyin:
Kendinizi çaresiz sandığınız her an, aslında problemin kaynağı kadar çözümün de merkezinde durduğunuzu hatırlayın.
Siz yenilgiye mahkûm bir “çaresiz” değilsiniz.
Bütün kilitleri açacak, bütün zehirleri eritecek tek ÇARE: SİZ-SİNİZ.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

