Vizyon Kuyumcu

Akıl Ölçeğinde: Mitoloji, Din, Bilim:II

Gündem 07.03.2026 - 01:48, Güncelleme: 07.03.2026 - 01:48
 

Akıl Ölçeğinde: Mitoloji, Din, Bilim:II

Pagan inanca dayanan İran mitolojisinde, Orta Farsça metinlerin çoğunluğunda ilk insanın yaratılışı Gayomert’e dayanır.

Zerdüşt inancına göre, Gayomert Tanrı Ahura Mazda’nın terinin toprağa düşmesi ile oluşmuş ilk insane benzer varlıktır. Gayomert insanın prototipi olarak Kabul edilmiştir. Mitolojiye göre Gayomert öldüğü zaman spermi toprağa düşmüş, topraktan Rıvas bitkisinin dalları şeklinde ilk insan çifti  olan Meşi ve Meşiyane doğmuştur. Sümer mitolojisinde, yaratılmış ilk insan ve ilk kral olan Adapa’nın hikâyesi, Âdem anlatılarının kökenini oluşturur. Âdem'in çamurdan, eşinin ise kaburga kemiğinden yaratılması, cennetten kovuluş, yasak meyve ve yılan gibi temalar, Semavi dinlerin ve Sümer efsaneleri ile örtüşen motifleridir. Eski Yunan’da tek tanrılı inancı yaymaya çalışan “Orpheus, gerçek Tanrı’nın tek, ancak ikincil tanrıların sonsuz sayıda ve çeşit çeşit olduklarını” söyler. Mitolojilerinde, “Prometheus’un kil ve sudan yaptığı çamurdan bedene hayat soluğunu üflediği anlatılır. Bir başka nakle göre, insana ilk hayatı ve ruhu veren Athena'dır. Çamurdan yaratılmak ve üflemek fiilleri burada da karşımıza çıkmaktadır. Yaratılış, Amerika’nın güneybatısındaki kabileler arasında da yaygındır. Acoma halkı ve diğer Pueblo kabileleri ve örneğin Navajolar bu dünyaya, yeryüzünün altındaki bir dünyadan ya da dünyalardan çıktıklarını söylerler. Bu çıkış sürecinde insanlar bir sinekten ya da alt düzeydeki hayvan durumundan insan haline kademe kademe ilerlerler. (Evrim Teorisi?) Bazı mitolojilerde dünyada ilk insanın M.Ö. 10-6 binli yıllarda yaşadığı anlatılmaktadır.  Bazı Orta Çağ’dan kalma sözlü anlatılara göre ise ilk kadının, Lilit olarak adlandırılan Âdem'in başka bir eşi olduğudur. İlk kez M.S. 1280 ile 1350 yılları arasında Polinezyalılar tarafından yerleşilmeye başlanan adalarda gelişen ve ilk kez 1642 yılında Avrupalılarla karşılaşılan Maorilerin kültüründeki, “Yer yüzündeki ilk insanın iki çocuğundan birinin diğerini öldürmesi” olayındaki benzerlikler, (Habil-Kabil olayı?) zaman-zemin ve (tarih) ilmî gerçekleri karşısında izah edilememektedir. Semavî dinlere (?) gelince: Âdem’in ismi, İbranicede “kızıl toprak” anlamına gelen “Adam” kelimesinden türetilmiştir. Ancak, Zebur’un kaybolmuş olması, Tevrat ve İncil’in tahrif edilmesi sebebiyle “ilk insanın yaratılışı ile ilgili olarak ”Kur’an’da bildirilenlerden başka güvenilir bilgiye sahip değiliz.[1] Yahudi apokritif[2]  kaynaklarına göre Hz. Adem M.Ö. 3761-3760'da yaratılmıştır. Hz Nuh 3-4 bin arasında; Hz. İbrahim MÖ 2600’lerde yaşamıştır. Bu görüşler bilimsel gerçeklerle çelişmektedir. İslâm’a göre Hz. Adem’in cennette yaratılışı ve tanımlaması tartışmaları sürmektedir. Mehmet Okuyan’a göre Kur’ân’da geçen cennet kelimesi, “Cennet, yaprakları ve dalları sebebiyle zemini görülmeyen bahçe demektir.”  ve “Hz. Adem, bu dünyada yaratılmıştır.” İnancımıza göre, “Galu Bela-Bezm-i Elest”te yaratılan ruhlardan sonra “çamurlu (?) cennette insanın yaratılmış olması” izaha muhtaçtır. Bazı İslamî yorumcular, Âdem’den önce cinlerin yeryüzünde yaşadığını ve Âdem'in yaratılışının bu varlıkların ardından geldiğini savunurlar. İbn-i Arabi gibi bazı İslam düşünürleri, farklı âdemlerin farklı zaman dilimlerinde yaratıldığını ve bizim bildiğimiz Âdem'in, son âdemlerden biri olduğunu öne sürerler. Kutsal kitaplarda geçen ve mitoloji ile birebir uyuşan nice bilgi vardır ki, “insanın yaratılışı”na dair bilgiler gibidir. Günlük konumuzun dışına çıktığından, söz konusu meseleleri ilerleyen bölümlerde ele alacağız. Bu konuda en güvenilir kaynak olarak elimizde sadece Kur’ân-ı Kerîm kalmaktadır. Zira diğer kitaplar, kaybolmuş veya tahrif edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm hakkındaki en temel sıkıntımız, “yeterince ve açık olarak anlayamamız”dır. İkinci sıkıntımız ise, “vahiy ve nakil” esaslı Emevî İslâm anlayışının toplumumuza hâkim olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’i anlamadan meal yazanlar, uydurma veya tahrif edilmiş hadisleri gündemde tutanlar diğer sıkıntı kaynaklarımızdır. Örneğin 1800’lü yıllarda Darvin tarafından ortaya atılan “Evrim teorisi” külliyen reddedilmektedir. Gerçekte ise Darvin koyu bir din eğitimi görmüş Hıristiyan’dır. Darvin’in ileri sürdüğü görüşlerin benzerlerini, kendisinden 100 sene önce yaşamış olan Eruzurumlu İbrahim hakkı, şöylece anlatmaktadır: “Varın yok olması, yoğun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Fakat var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman), istihale (evrim) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, ondan hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir…. Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır, bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır, hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur. Zira cümle azası, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Aracıların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vasıl olup varlıklar mertebesi bir düzenle sıralanıp insan mertebesinde son bulur. Gaye, devr-ü zemanın tetimmesi (yaratıkları dolaşan nefsin, olgunluğun doruğu olan başlangıç noktasına varması), cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir. İşte bu mertebede ahlaken yükselip Tanrı huylarıyla vasıflanan kişi, marifet kemaline erip küllî (bütünsel) akla kavuşmuş ve bu mertebede varlık dairesi birleşip tamamlanmıştır. Onun iptidası (o dairenin başlangıcı) akl-ı evvel (ilk akıl), sonu da insan-ı kâmildir (olgun insan).” Daha öncesine gidersek: Darvin’den bin sene öncesinde ilk defa Cahiz (ö. 255/868), göçlerin ve genel olarak çevrenin, kuşların hayatında yaptığı değişikliğe dikkati çekmiştir. Daha sonra İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), el-Favzul-Asgar adlı eserinde bu evrim görüşünü savunmuştur.[3] Bilime gelince: Devam edeceğiz….     [1] Dr. Öğr. Üyesi Selahattin ÇELİK, “Kutsal Kitaplarda İnsanın Yaratılışı”, https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/kutsal-kitaplarda-insanin-yaratilisi [2] Apokrif eserler: Kilise (Vatikan) tarafından kabul edilmiş eserler.  Kanonik İnciller: "genel olarak kabul edilen" veya "otoritelerce doğrulanmış" anlamlarındadır. Yeni Ahit'in ilk dört bölümüne (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) "kanonik inciller" denir [3] Prof. Dr. Süleyman Ateş, “Kur’ân Açısından Evrim Teorisi… Evrim Teorisini Müslümanlar Geliştirdi”. https://www.facebook.com/gulununsoldugu/posts/kur%C3%A2n-a%C3%A7isindan-evrim-teorisievrim-teorisini-m%C3%BCsl%C3%BCmanlar-geli%C5%9Ftirdiprof-s%C3%BCleyman/171858370132201/ Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, “İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi”, Otto Yayınevi, Ankara. 2018.
Pagan inanca dayanan İran mitolojisinde, Orta Farsça metinlerin çoğunluğunda ilk insanın yaratılışı Gayomert’e dayanır.

Zerdüşt inancına göre, Gayomert Tanrı Ahura Mazda’nın terinin toprağa düşmesi ile oluşmuş ilk insane benzer varlıktır. Gayomert insanın prototipi olarak Kabul edilmiştir. Mitolojiye göre Gayomert öldüğü zaman spermi toprağa düşmüş, topraktan Rıvas bitkisinin dalları şeklinde ilk insan çifti  olan Meşi ve Meşiyane doğmuştur.

Sümer mitolojisinde, yaratılmış ilk insan ve ilk kral olan Adapa’nın hikâyesi, Âdem anlatılarının kökenini oluşturur. Âdem'in çamurdan, eşinin ise kaburga kemiğinden yaratılması, cennetten kovuluş, yasak meyve ve yılan gibi temalar, Semavi dinlerin ve Sümer efsaneleri ile örtüşen motifleridir.

Eski Yunan’da tek tanrılı inancı yaymaya çalışan “Orpheus, gerçek Tanrı’nın tek, ancak ikincil tanrıların sonsuz sayıda ve çeşit çeşit olduklarını” söyler. Mitolojilerinde, “Prometheus’un kil ve sudan yaptığı çamurdan bedene hayat soluğunu üflediği anlatılır. Bir başka nakle göre, insana ilk hayatı ve ruhu veren Athena'dır. Çamurdan yaratılmak ve üflemek fiilleri burada da karşımıza çıkmaktadır.

Yaratılış, Amerika’nın güneybatısındaki kabileler arasında da yaygındır. Acoma halkı ve diğer Pueblo kabileleri ve örneğin Navajolar bu dünyaya, yeryüzünün altındaki bir dünyadan ya da dünyalardan çıktıklarını söylerler. Bu çıkış sürecinde insanlar bir sinekten ya da alt düzeydeki hayvan durumundan insan haline kademe kademe ilerlerler. (Evrim Teorisi?)

Bazı mitolojilerde dünyada ilk insanın M.Ö. 10-6 binli yıllarda yaşadığı anlatılmaktadır.  Bazı Orta Çağ’dan kalma sözlü anlatılara göre ise ilk kadının, Lilit olarak adlandırılan Âdem'in başka bir eşi olduğudur.

İlk kez M.S. 1280 ile 1350 yılları arasında Polinezyalılar tarafından yerleşilmeye başlanan adalarda gelişen ve ilk kez 1642 yılında Avrupalılarla karşılaşılan Maorilerin kültüründeki, “Yer yüzündeki ilk insanın iki çocuğundan birinin diğerini öldürmesi” olayındaki benzerlikler, (Habil-Kabil olayı?) zaman-zemin ve (tarih) ilmî gerçekleri karşısında izah edilememektedir.

Semavî dinlere (?) gelince:

Âdem’in ismi, İbranicede “kızıl toprak” anlamına gelen “Adam” kelimesinden türetilmiştir. Ancak, Zebur’un kaybolmuş olması, Tevrat ve İncil’in tahrif edilmesi sebebiyle “ilk insanın yaratılışı ile ilgili olarak ”Kur’an’da bildirilenlerden başka güvenilir bilgiye sahip değiliz.[1]

Yahudi apokritif[2]  kaynaklarına göre Hz. Adem M.Ö. 3761-3760'da yaratılmıştır. Hz Nuh 3-4 bin arasında; Hz. İbrahim MÖ 2600’lerde yaşamıştır. Bu görüşler bilimsel gerçeklerle çelişmektedir.

İslâm’a göre Hz. Adem’in cennette yaratılışı ve tanımlaması tartışmaları sürmektedir. Mehmet Okuyan’a göre Kur’ân’da geçen cennet kelimesi, “Cennet, yaprakları ve dalları sebebiyle zemini görülmeyen bahçe demektir.”  ve “Hz. Adem, bu dünyada yaratılmıştır.”

İnancımıza göre, “Galu Bela-Bezm-i Elest”te yaratılan ruhlardan sonra “çamurlu (?) cennette insanın yaratılmış olması” izaha muhtaçtır.

Bazı İslamî yorumcular, Âdem’den önce cinlerin yeryüzünde yaşadığını ve Âdem'in yaratılışının bu varlıkların ardından geldiğini savunurlar. İbn-i Arabi gibi bazı İslam düşünürleri, farklı âdemlerin farklı zaman dilimlerinde yaratıldığını ve bizim bildiğimiz Âdem'in, son âdemlerden biri olduğunu öne sürerler.

Kutsal kitaplarda geçen ve mitoloji ile birebir uyuşan nice bilgi vardır ki, “insanın yaratılışı”na dair bilgiler gibidir. Günlük konumuzun dışına çıktığından, söz konusu meseleleri ilerleyen bölümlerde ele alacağız.

Bu konuda en güvenilir kaynak olarak elimizde sadece Kur’ân-ı Kerîm kalmaktadır. Zira diğer kitaplar, kaybolmuş veya tahrif edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm hakkındaki en temel sıkıntımız, “yeterince ve açık olarak anlayamamız”dır. İkinci sıkıntımız ise, “vahiy ve nakil” esaslı Emevî İslâm anlayışının toplumumuza hâkim olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’i anlamadan meal yazanlar, uydurma veya tahrif edilmiş hadisleri gündemde tutanlar diğer sıkıntı kaynaklarımızdır.

Örneğin 1800’lü yıllarda Darvin tarafından ortaya atılan “Evrim teorisi” külliyen reddedilmektedir. Gerçekte ise Darvin koyu bir din eğitimi görmüş Hıristiyan’dır. Darvin’in ileri sürdüğü görüşlerin benzerlerini, kendisinden 100 sene önce yaşamış olan Eruzurumlu İbrahim hakkı, şöylece anlatmaktadır:

“Varın yok olması, yoğun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Fakat var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman), istihale (evrim) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, ondan hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir….

Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır, bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır, hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur. Zira cümle azası, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Aracıların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vasıl olup varlıklar mertebesi bir düzenle sıralanıp insan mertebesinde son bulur. Gaye, devr-ü zemanın tetimmesi (yaratıkları dolaşan nefsin, olgunluğun doruğu olan başlangıç noktasına varması), cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir. İşte bu mertebede ahlaken yükselip Tanrı huylarıyla vasıflanan kişi, marifet kemaline erip küllî (bütünsel) akla kavuşmuş ve bu mertebede varlık dairesi birleşip tamamlanmıştır. Onun iptidası (o dairenin başlangıcı) akl-ı evvel (ilk akıl), sonu da insan-ı kâmildir (olgun insan).”

Daha öncesine gidersek:

Darvin’den bin sene öncesinde ilk defa Cahiz (ö. 255/868), göçlerin ve genel olarak çevrenin, kuşların hayatında yaptığı değişikliğe dikkati çekmiştir. Daha sonra İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), el-Favzul-Asgar adlı eserinde bu evrim görüşünü savunmuştur.[3]

Bilime gelince:

Devam edeceğiz….

 

 

[1] Dr. Öğr. Üyesi Selahattin ÇELİK, “Kutsal Kitaplarda İnsanın Yaratılışı”, https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/kutsal-kitaplarda-insanin-yaratilisi

[2] Apokrif eserler: Kilise (Vatikan) tarafından kabul edilmiş eserler.

 Kanonik İnciller: "genel olarak kabul edilen" veya "otoritelerce doğrulanmış" anlamlarındadır. Yeni Ahit'in ilk dört bölümüne (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) "kanonik inciller" denir

[3] Prof. Dr. Süleyman Ateş, “Kur’ân Açısından Evrim Teorisi… Evrim Teorisini Müslümanlar Geliştirdi”. https://www.facebook.com/gulununsoldugu/posts/kur%C3%A2n-a%C3%A7isindan-evrim-teorisievrim-teorisini-m%C3%BCsl%C3%BCmanlar-geli%C5%9Ftirdiprof-s%C3%BCleyman/171858370132201/

Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, “İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi”, Otto Yayınevi, Ankara. 2018.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve samsunetikhaber3.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.